"Günlük Kişisel Gazete"

26 Temmuz 2007 Perşembe

Gezgiç

Bu haftaki konuğumuz blogcu dünyasının en iyi "çevirmen"i ve değerli dostum Gezgiç...Ünlü üç sorumuzu ona da yönelttik ve cevaplarını aldık...

1-Merhaba Gezgiç Hocam, biliyoruz ki sen çeviri konusu ile yakından ilgileniyorsun? Ayrıca İngilizce Öğrenmek ile ilgili de mükemmel bir blog çalışman var?



Bize çeviri dünyası ve blogculukta çevirinin önemi ile ilgili bir analiz yapar mısın?



Merhabalar. Öncelikle, röportaj için beni seçmenden dolayı teşekkür ediyorum.

Çeviri ile yakından ilgilendiğim doğru. Ama bu, ilgi düzeyinde değil tabi, ekmek paramı kazanıyorum bu işten. Üniversitedeyken ara vermiştim okula 2 sene önce, bu memlekette bütün işsizlerin yaptığı gibi ben de 6-7 aylığına tası tarağı toplayıp İstanbul?a gittim çalışıp para biriktirmek için. Şans bu ya, bir tercüme bürosunda iş buldum. 7 ay çalıştım orada ve iyi ki çalışmışım. Oradan ayrılıp üniversiteyi bitirmeye geri döndüğümde, internet üzerinden bu işi yapmaya devam ettim. Halen devam ediyorum çevirmeye. Bir gün sözleşme metni geliyor, bir gün şiir, bir gün tıbbi cihaz kullanım kılavuzu? Kafa biraz çorba oluyor ama değiyor tabi, her çeviriden sonra bir zafer hissi kaplıyor içimi :)

Çeviri dünyası biraz ilginçtir. Severek yapmıyorsanız, başarılı olmanız çok zor. Çünkü kendinizden birşeyler katarsınız yaptığınız çeviriye. Ticari metinlerde (şartname, sözleşme, kılavuz vb.) bunun ayırdına pek varamayabilirsiniz ama çevirisi yapılacak metin edebi değer taşıyorsa daha bir haz verir çevirmene. Senin yazılarını İngilizceye çevirirken çok haz almıştım, itiraf etmeliyim :)

Yaptığım ingilizceogren adlı bloga gelince... Daha önceleri internette dolaşırken rastladığım siteler, ingilizce öğrettiklerini iddia ediyorlardı fakat içerikleri hiç de tatmin edici değildi. Hatta kimi sitelerde, ilk 3-5 dersi ücretsiz sunup geri kalan derslerden ücret talep ediliyordu. Düşündüm ki bu iş, para ödemeden, hatta üyelik sistemi bile olmadan yapılabilir. Neden bildiklerimi tek seferde herkese anlatabilmek için para talep edeyim ki? Oturup gramer üzerine bildiklerimi yazdım, net hatırlayamadıklarımı gramer kitaplarından kontrol ederek aktardım ve bir şekilde en lazımlı konuları, her insan tarafından anlaşılabilecek, sade bir dille aktardım. Umarım birilerinin işine yarar:)

Blogculukta da çevirinin önemli olduğuna inanıyorum. Sonuçta tek bir dil ile ulaşılacak hedef kitle, iki dille yayın yapan bir bloga göre daha kısıtlı olacaktır. Fakat yapılan çevirinin kaliteli olması önemli. Çünkü çeviriyi güzel yapan şey, kaynak dilden birebir çevirmek değil, kaynak metnin ifade ettiği duygu ve düşünceleri hedef dildeki benzer ifadelerle sunabilmektir. Çeviri yaparken yapılan en büyük hatalardan biri de bu sanırım? Birebir çevirmeye çalışmak kadar çeviriyi bozan birşey yok. Eğer bir blog hakkıyla başka dillere çevrilirse (ve tabi blogun içeriği özgünse), kısa sürede tüm dünyadan ziyaretçi toplayacağından şüphem yok.

2-Bildiğin gibi geçen hafta Türk Siyaset Hayatının önemli isimlerinden birisi Sayın Bülent Ecevit öldü? Bülent Ecevit denince aklına ne geliyor? Senin bakış açından dinleyelim bir de?




Allah rahmet eylesin. Türkiye?nin çok büyük bir siyasetçi kaybettiğini düşünüyorum. Çünkü öyle bir insandı ki Bülent Ecevit, belki de pisliğe, riayete, yalan-dolana tek bulaşmayan siyasetçiydi. Temiz siyasetçi diye düşünün, aklınıza Bülent Ecevit dışında bir isim geliyor mu?

Siyaset dışında, edebi dünyaya olan yakınlığına da hayran olmuşumdur B. Ecevit? in. Hiç unutmuyorum, üniversite birinci sınıftayken çeviri dersimizde Rabindranath Tagore ?dan bir şiir vermişti hocamız derste çevirelim diye. Çevirdikten sonra da bize, çevirmenini gizleyrek Türkçe?ye çevrilmiş bir versiyonunu verdiğinde ?helal olsun, güzel çevrilmiş? demiştim. Sonradan söylemişti B.Ecevit? in çevirdiğini de şaşırmıştım. O zamana kadar bilmiyordum B.Ecevit? in edebi yönünü. Çok sonraları öğrendim R. Tagore?nin, Ezra Pound?un, T.S. Elliot?un ve Bernard Lewis?in eserlerini de Türkçe?ye kazandırdığını B.Ecevit? in.

B.Ecevit?in siyasi anlayışı, dünyaya bakışı, Türkiye?ye kazandırdıklarıyla kaybettirdikleri hakkında çok şeyler söylenebilir, eleştirilebilecek şeyler de bulunabilir belki. Ama gerek yok diye düşünüyorum. Kalbi ve yolu temizdi, öyle kalsın zihinlerimizde?

3- Herkese sorduğum gibi sana da sinemadan bir soru soracağım? Yine bizim sinemamız, evet Son dönem Türk Sineması hakkında sen ne düşünüyorsun?



Sinema evet. Türk Sineması. 70 ve 80?li yıllarda yerlerde sürünen sinemacılık anlayışına karşın, 90?larda silkinme ve 2000?li yıllarda kendini bulmaya çalışma çağlarını yaşıyor Türk Sineması. Geçmişte çekilen harika filmlerimiz yok mu, var elbet. Ama iki elin parmağını geçmez sanırım.



Boşalan sinema salonlarını sadece Hollywood filmleri doldurmaya başlayınca bir takım şeyler dank etti galiba yapımcıların kafalarına. ?Sinemada neden Türk filmleri tutmuyor?? sorusuna bulunan yanıtları, 2000?li yıllardaki Türk filmlerinde görüyoruz. Teknolojiye uyum birincil şart zaten. Bakıyoruz Hollywood filmlerine, adamlar uzayda koloni kurmuş filmlerde. Biz hala film şeritleri üzerinde tahribat yaparak, şeritleri çizerek lazer efekti vermeye çalışıyoruz. E hal böyle olunca, Dünyayı Kurtaran Adam filmi de dünyanın en kötü filmi seçilir gezegendeki tüm oylarla?



Geçmiş yıllarda Türk Sineması?nın en büyük hatası, aynı konuları ?aynı biçimde? anlatmasıydı. Artık o hatanın ayırdına vardı yönetmenler ve senaristler. Artık farklı biçimde anlatıyorlar aynı hikayeleri. Zaten hepi topu 10-15 konu var işlenebilecek. Ama farklı dille anlatılınca muhteşem birşeye dönüşüveriyor. Bakın ?Babam ve Oğlum? filmine. Filmde anlatılan konu, öyle dillere destan birşey değil, hepimizin bildiği bir konu, babanın oğluna duyduğu sevgi. Ama Çağan Irmak öyle bir damardan girmiş ki, hepimiz gözlerimizden yaşlar fışkırarak izledik :)



Bir de senaristlerimizin acayip bir olay örgüsü mantıkları var. Film içinde verilen mini hayat öyküleri birbirinden o kadar kopuk ki. Verilmek istenen mesajları, ince ince senaryoya işleyemiyorlar, ?kör göze parmak? edasıyla sokuşturuveriyorlar. Çok nadir örnekler dışında da çoğu film estetikten uzak, direktifvari mesajlarla dolu, acayip bir şey haline geliyor.



Ve son tespit. Türk Sineması, birkaç güzel örnek dışında komedi filmi yapmayı beceremiyor, zorlama esprilerin arkasına sığınıyor. Belden aşağı vurarak günü kotarmaya çalışıyorlar ve açıkçası bu durum bende ?eğer komedi ise Türk filmi izlenmez? düşüncesi oluşturmaya başlıyor yavaş yavaş?

Paylaş:

2 yorum:

  1. mehmet ergün SIĞIRTMAÇ2 Mayıs 2009 02:01

    Son dönemde ülkemiz filmleri özellikle anadolu insanının hem geçmişle ilgili olsun hem üç dört jenerasyonu içinde barındıran akıcılığı ön plana bulunduran güncelliğini koruyan uluslar aras arenada kendini benimseten dikkatleri üzerinde hssettiren birde artık teknolojiyide içinde barındıran hit yapımlara imza atılmakta ve her mevsimin meyveleri olur ya bizler kendi mevsimimizin meyvesini yetiştirdik galiba.buda gerçekleri yansıtan iyilerin yarın daha üst kalifiyede olacağından kimsenin şüphesi olmasın.Mehmet Ergün SIĞIRTMAÇ.

    YanıtlaSil

Popüler Yazılar