11 Eylül ve sonrasında yaşananlar her dünyalının kafasında farklı bir dünya tezahürü ortaya çıkarmıştır. Hangi düşünceden olursa olsun her k...

Postmodern İmparatorluk:ABD

11 Eylül ve sonrasında yaşananlar her dünyalının kafasında farklı bir dünya tezahürü ortaya çıkarmıştır. Hangi düşünceden olursa olsun her kanattan insan ABD´nin mutlak şekilde dünyayı ehlileştirme ve sömürge haline getirme isteklerinin yeniden depreşip hayata uygulanacağını varsaymıştır , en azından şu anlık edindiğim izlenim böyle. Peki neydi 11 Eylül ile başlayan bu kırılgan süreç?


Bazılarının bahsettiği gibi kurulacak olan veya zaten kurulmuş olan Kaos İmparatorluğunun ilanı mı ya da dünya jandarması sıfatının veya bu sıfatın harekete geçme nedenlerinin köklü bir değişime uğrayacağının haber verildiği bir tarih mi 11 Eylül?  Takip ettiğiniz gibi ortaya komplo teorilerinden tutunda Amerikanın düşman gereksinimi var gibi birçok düşünce atıldı ortaya. Bir düşüncenin yoğunluğu ve gücü elbette karşısındaki muhalif yapı ile anlam ve değer kazanacaktır ama böyle bir yapı kurmak ve soğuk savaş sonrası yeni bir düşman olarak İslami kesimi hedef göstermek ve haçlı seferi gibi tarihe geçmek isteyen! sözler sarfetmek Amerikanın bundan sonraki konumu açısından hayati önem taşımaktadır.
AFGANİSTAN VE USAME BİN LADİN...


11 Eylül olayından sonra ABD´nin yaptığı ilk iş Usame Bin Ladin´in bulunup yokedilmesi idi. Usame öncülüğünde aslında bütün bir islam dünyası hedef gösterildi. Burada ABD tarafından oluşturulan söyleme dikkat etmek zorunluluğu doğmaktadır çünkü ABD ve medyası tarafından yaratılan islami terörist imajı , terörizm kavramının da içeriğini boşalttı. O zaman Hristiyan terörist ve budist terörist gibi kavramları üretmek için pek de yetenekli olmaya gerek yok. ABD´nin yarattığı ve kültürler arası gerilimi artıran bu imaj ve söylem ve tabii Junior Bush´un bahsettiği "haçlı seferi" hikayesi de buna eklenince ortaya Samuel Huntington amcamızı haklı çıkartan bazı sosyolojik durumlar çıktı ortaya. O zaman akla bazı soru işaretleri gelitor tabi. Görünen o ki ABD ülkesinde karar alma süreçleri yoğun şekilde think-tank denilen kurumsallaşmaya çalışan yapıların etkisinde. Örneğin bir Samuel Huntington´un ortaya attığı "medeniyetler çatışması" geyiği ciddi şekilde ABD tarafından gerçekleştirilmek istenen bir ideal durumunda.      Öyle ki İslam kültürü içinde bulunan devletler kendilerini bu anaforun içinde buldular ve hiçbir seçme şansları da yok çünkü onlar görünüş itibarıyla çatıştırılmak zorunda bırakılanlar. Usame Bin Ladin adlı El-Qaide adlı örgütün lideri olduğu söylenen bir kişinin emri ile yapılan eylem nasıl olur da kocaman bir İslam dünyasını zan altında bırakır ve ABD´nin onlara karşı topyekün bir savaş açmasını meşru kılar. Bu 11 Eylül olayının intikam filminin ikinci sahnesi ise Irak. Üçüncü sahne kim mi olacak?

Bu yazı 2003 Yılında kaleme alınmıştır....

0 yorum: