"Günlük Kişisel Gazete"

Hussoloji Blog

Türkiye'nin en uzun soluklu blog yazarı. (2005-2017)

14.11.2009

"Aç Kal, Budala Kal"


Steve Jobs'un Stanford Üniversitesi'nin mezuniyet töreninde yaptığı konuşma youtube ve facebook sayesinde ülkemizde de rekor seviyede izlendi. Anlattığı üç hikaye ile dinleyenleri büyüleyen bu sarsıcı konuşmaya yakından bakalım...


Hikayelere sırayla bakacak olursak...



1. Gerçek ailesi, bebek bakacak durumları olmadığı için doğar doğmaz aslında kız çocuğu evlat edinmek isteyen bir aileye evlatlık vermeye karar veriyorlar kendisini. Yeni anne babanın üniversite mezunu olmadıklarını öğrenince biyolojik anne son anda vermekten vazgeçiyor. Bunun üzerine yeni aile çocuklarını üniversiteye yollayacaklarına dair garanti verip anneyi ikna ediyorlar. Zamanı gelip de üniversiteye başladığında Steve Jobs mutsuz oluyor. Öğrendiklerinin ailesinin tüm birikmiş parasına değmediğini düşünüp okulu bırakıyor ama terk etmiyor. Arkadaşlarının yurt odasında yerde yatıyor, kilisede bedava yemek yiyor ve sadece sevdiği seçmeli derslere dışarıdan devam ediyor. En sevdiği ders de kaligrafi oluyor ve yazı karakterlerini öğrenmekten büyük keyif alıyor. Bugün Macintosh bilgisayarlarının en önemli özelliklerinden biri olan grafik alanındaki üstünlüğü Steve Jobs?un seçmeli ders hikayesine dayanıyor, hem markaya büyük bir rekabet üstünlüğü sağlıyor hem de milyonlarca insanın gündelik hayatını etkiliyor.

2. Apple?ı kurduklarında şirketin büyüme süresinde yönetim kurulu başkanıyla ters düşüyor, yaptıkları beğenilmiyor ve işini kaybediyor. Bir yandan büyük bir kaybediş yaşarken diğer yandan hayatının aşkıyla tanışıp bir aile kurmaya başlıyor. İlişkisinden de aldığı güçle yapmayı sevdiği işe yeniden başlıyor ve bugün biri toy story?yi de yaratan en başarılı animasyon stüdyolarından iki şirket kuruyor. Diğer şirketi ise kısa bir süre sonra Apple satın alıyor ve Jobs ilk aşkına geri dönmüş oluyor. "Başarılı olmak için sevdiğiniz iş yapmak şart, neyi sevdiğinizi bulamadıysanız eğer pes etmeyin, kalbinizin sesini dinlemenize engel olan gürültüye kulak vermeyin ve buluncaya kadar aramaya devam edin" diyor.

3. Geçen yıllarda Steve Jobs?ın bir doktor muayenesi sırasında pankreasında bir tümör bulunuyor. Yapılan ilk tetkikler sonucu tümörün ameliyat edilemeyecek cinsten olduğu ve hayatını toparlamaya başlaması gerektiği söyleniyor. Bir gün boyunca Jobs, bir yıldan az bir sürede öleceğini, ailesi için yapması gerekenleri, çocuklarına uzun yıllar içinde söylemek istediklerini nasıl toparlayacağını yani hayata veda etmeye başladığını düşünerek geçiriyor. Ertesi gün yapılan daha detaylı kontrolde tümörün çok az rastlanan ve ameliyatla tedavi edilebilen cinsten olduğu anlaşılıyor ve kabus bitiyor. O günden beri Jobs her gün aynaya bakıp bu son yılım olsaydı bugünü böyle geçirir miydim diye soruyor kendisine. Üst üste hayır cevabı veriyorsa hayatında değişiklikler yapması gerektiğini biliyor. Hayata, eşe, işe duyulan sevginin zaman ilerledikçe derinleştiğini, güzelleştiğini ve kopmanın da çok zor olduğunu tam da bu yüzden her günü çok az zaman kalmış gibi yaşamak gerektiğini söylüyor.


Jobs'un söyledikleri aslında bir çok kişisel gelişimcinin söylediği şeylere benziyor. Hayata tutun, kadere inan ve sevdiğin işi yap. Bir gün mutlaka hak ettiğin yerde olacaksın. Jobs'un ilk hikayesini de yazılı olarak aşağıda daha ayrıntılı okuyabilirsiniz...



KONUŞMADA ANLATTIĞI İLK HİKAYE



Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinin diploma töreninde sizlerle beraber olmaktan onur duyuyorum. Doğruyu söylemek gerekirse ben üniversiteden hiç mezun olmadım.Ve mezuniyete en çok yaklaştığım an da bu an. Bugün sizlere hayatımla ilgili üç hikaye anlatacağım. Hepsi bu. Büyütülecek bir şey değil.

Sadece üç hikaye.

İlk hikaye noktaları birleştirmekle ilgili.İlk 6 aydan sonra Reed Üniversitesinde derslere girmeyi bıraktım. Ancak gerçek anlamda okulu bırakana kadar bir 18 ay kadar daha okulda kaldım. Okulu neden bıraktım? Olay ben doğmadan başlamıştı. Biyolojik annem genç, evlenmemiş bir üniversite mezunuydu ve beni evlatlık vermeye karar vermişti.

Beni üniversite mezunu bir çiftin almasını çok istiyordu.Sonunda da bir avukat ve karısı tarafından alınmam için her şey hazırdı.Tek sorun, ben ortaya çıktıktan sonra, beni evlat edinecek çiftin son anda, bir kız çocuğu istediklerini anlamış olmalarıydı. Bir gece yarısı bekleme listesinde olan, müstakbel aileme bir telefon geldi: Elimizde beklenmedik bir erkek bebek var, onu istiyor musunuz? Onlar da ?tabii ki? diye yanıtladılar. Biyolojik annem, annemin üniversiteyi babamın ise liseyi bile bitirmediğini öğrendiğinde evlatlık verme işlemini tamamlayacak son kağıtları imzalamayı reddetti.

Ancak bir kaç ay sonra ailem beni üniversiteye yollayacaklarına dair söz verince ikna oldu. Bu hayatımda bir başlangıçtı. Ve 17 sene sonra üniversiteye başladım.Ama saf bir şekilde neredeyse Stanford kadar pahalı bir okul seçtim. Ve emekçi ailemin bütün birikimleri benim okul parama gidiyordu. Altı ay sonra buna değmeyeceğini farkettim. Hayatımla ilgili ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu.Ve üniversitenin de bunu bulmam için bana nasıl fayda sağlayacağını düşünmemiştim. Ve orada durmuş ailemin hayat boyu biriktirdiği parayı harcıyordum.Sonuçta okulu bırakmaya ve her şeyin yoluna gireceğine inanmaya karar verdim. O zaman çok korkutucu gelmişti ama geriye dönüp baktığımda hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biri olduğunu görüyorum.

Okulu bıraktığım an zorunlu fakat gereksiz olan ve ilgimi çekmeyen tüm dersleri almama gerek kalmamıştı. Böylece sadece bana ilginç gözüken derslere girebilecektim. Bu aslında hiç de romantik bir durum değildi.Yurt odam olmadığından arkadaşlarımın odalarında yerde yatıyor kola şişelerinin 5 sentlik depozitolarıyla yemek alıyor her Pazar akşamı güzel bir yemek yemek için 7 Mil uzaktaki Hare Krishna kilisesine gidiyordum.Buna bayılırdım. Merakım ve sezgilerim sayesinde içine düştüğüm çoğu şey daha sonra benim için paha biçilmez deneyimlere dönüştü. Bir örnek vereyim: O zamanlar Reed Üniversitesi muhtemelen ülkedeki en iyi kaligrafi dersini veriyordu. Kampüsteki her poster, çekmecelerdeki her etiket çok güzel şekilde elle kaligre edilmişti.Okulu bırakmış olduğum ve zorunlu dersleri almak zorunda olmadığım için kaligrafi dersi alıp nasıl yapıldığını öğrenmeye karar verdim.Serif ve san serif yazı karakterleri, değişik harf kombinasyonları arasındaki boşluğu ayarlama ve harika bir tipografiyi harika yapanın ne olduğu konusunda çok şey öğrendim.

Çok güzeldi.Tarihsel ve sanatsal olarak o kadar inceydi ki bilim hiçbir şekilde bunu yakalayamazdı. Ve ben bunu muhteşem buldum. Bunların hayatımda pratik bir uygulama bulma fırsatı yoktu.Ama 10 sene sonra ilk macintoshu tasarlarken bir anda aklıma geliverdi. Bunların hepsini Mac?de kullandık. Mac güzel bir tipografiye sahip ilk bilgisayardı. Eğer o derse hiç girmemiş olsaydım Mc hiç çok yönlü yazı karakterlerine veya boşlukları doğru orantıda kullanan fontlara sahip olmayacaktı.Windows ya da Mac?den kopyaladığına göre hiçbir kişisel bilgisayarın bunlara sahip olmayacağı muhtemeldir. Okulu bırakmamış olsaydım. O kaligrafi dersine girmemiş olacaktım. Ve kişisel bilgisayarlar şu anda sahip oldukları o harika tipografiye sahip olamayabileceklerdi.Tabii ki üniversitedeyken noktaları ileriye bakarak birleştirmek imkansızdı. Fakat 10 sene sonra geriye dönüp baktığımda her şey çok ama çok berraktı.Tekrar söylüyorum.Noktaları ileri bakarak birleştiremezsiniz, onları sadece geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine inanmanız gerekiyor. Bir şeye güvenmelisiniz cesaretinize, kadere, hayata, karmaya ya da herhangi bir şeye...


Çünkü noktaların ilerde birleşeceğine inanmak size kalbinizin sesini dinleme rahatlığını verir. Bu yaklaşım beni hiç bir zaman yolda bırakmadığı gibi hayatımı da bütünüyle değiştirdi.




Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Popüler Yazılar

Tweet