Son dönem Türk Sinemasının artık gişede ciddi başarılar elde etmesi bir sinema endüstrimizin yakın zamanda oluşacağı ihtimalini ortaya çıkar...

Son Dönem Türk Sineması

kader



Son dönem Türk Sinemasının artık gişede ciddi başarılar elde etmesi bir sinema endüstrimizin yakın zamanda oluşacağı ihtimalini ortaya çıkarsa da çalışanların sorunları ve senaryo üretimindeki problemler daha çok bekleyeceğimizin birer işareti gibi.


Son 5 yılda, sinemaya giden 122 milyon 897 bin kişiden, 65 milyon 598 bini yabancı, 57 milyon 298 bini ise yerli filmleri tercih etti. Film başına düşen izleyici sayısında ise Türk filmleri, yabancı filmleri geride bıraktı.


Bu bilgi gerçekten önemli ancak bunun sebeplerinden birisi bundan önce kötü filmler yapmamız değil. Sadece şimdi daha iyi pazarlıyor ve dağıtımı adil bir şekilde yapıyoruz, hepsi bu. Tabi bir de 90-2000 arası yönetmenlerimizin zengin kadınların bunalımlarını anlattıkları filmlerin aşırı sayıda olması da buna neden olanlar arasında gösterilebilir.


Hatta 80-2000 arası doğru dürüst filmimiz bile yok. Biraz iyi olanları da "politik" olmaları gerekçesiyle ya yasaklamışız ya da gündeme getirmemişiz. Sinemalarda gösterimi konusunu bahsetmiyorum bile.


Sonuçta Türk sinemaseverler de artık yabancı film izlemekten sıkıldılar ve kendi hikayelerini izlemek istediler. Bu durum da yapımcıları kendi ülkelerini işlemeye itti o kadar.


Son dönem Türk sinemasında sanatsal olarak en çok öne çıkan yönetmen bana göre Zeki Demirkubuz'dur. Eğer sinema öğrencisi iseniz ya da sinema ile uğraşıyorsanız popüler işleri bir kenara bırakın. Zeki Hoca'nın filmlerini bulun ve izleyin. Kader, Masumiyet gibi zor işlenebilecek konuların bir Türk yönetmenin elinde nasıl nakış gibi işlendiğini seyredin. Özellikle Masumiyet bir şaheserdir. Türkiye'de bir ilktir. Sinema zor bir sanattır. Bir çok faktörü bir araya getirip anlamlı bir kurgusal dizi ortaya çıkarmak zorundasınızdır. Ama herşey parayla çözülmez. Bunun yanında ince bir sinemasal zeka ve güçlü bir analizci mantığa ihtiyacınız vardır.


Çektiğiniz her karenin filmin bütününe kattığı anlamı, birer virgül ya da nokta gibi hesaplamak ve değerlendirmek zorundasınız. Boşuna plan ya da sahneleme yapan yönetmenin ya doldurması gereken boş zamanı vardır ya da yapımcı öyle istemiştir.


Bugün İran sineması bu noktaya geldi ise ,ki nasıl bir noktaya geldiğini araştırıp öğrenebilirsiniz, bu güçlü bir sanatsal anlayış sayesinde olmuştur. Hem de böyle bir sansür altında sinemaları adeta coşmuş dünya üzerinde prestijli ne kadar ödül varsa toplamıştır. İran şiiri ve tiyatrosunun sinemayı besleyen ana damarlardan bir kaçı olduğunu da unutmamak gerek tabi.


Bizim de sinemamız kendi kimliğini bulacaksa bunu yeni bir anlayışla yapmak zorunda. Sinema ve tarihi, felsefesi ile yargılarsak daha iyi sonuçlar elde edeceğimizi umuyorum. Salt para kazansın gişe yapsın diye film çekmeye devam edersek, yapılan hiçbir filmin 10 sene sonra hatırlanmayacağına bahse girerim.


Oysa yeni bir sinema felsefesi ile yola çıkıp güçlü bir konsept oluşturursak "Türk Sineması" işte o gün ortaya çıkacak ve bir "tür" olma yolunda ilk adımlarını atacaktır.

0 yorum: