Fazıl Say'ın "arabesk" i yavşakça bulan açıklamalarından sonra gerek twitter'da olsun gerek mainstream medya ortamında ol...

"Bu Bir Özgür Düşüncedir!"


Fazıl Say'ın "arabesk"i yavşakça bulan açıklamalarından sonra gerek twitter'da olsun gerek mainstream medya ortamında olsun büyük bir tartışma başladı.



Bir yanda Fazıl Say diğer yanda ise arabeskçiler ve en azından bir dönem arabesk okuyanlar cevval bir şiddetle eleştirdiler birbirlerini...


Bu tartışmanın boyutlarını analiz etmeden önce Arabesk kavramının tarihi serüveni hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Her ne kadar Nuri Sesigüzel'e kadar götürülen bir kavramsal tarih varsa da Arabesk gerçek anlamıyla Orhan Gencebay ile başlamıştır. (Nuri Sesigüzel arabeski için örnek) Zaten bu işin otoritesi de Orhan Gencebay'dır ve onunla beraber Arabesk Türkiye'de sevilmiş, tartışılmış ve kendisine büyük bir zemin bulmuştur.


Daha sonraki yıllarda Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses, Hüseyin Altın, Hakkı Bulut, Gökhan Güney gibi isimlerle bu müzik türü doruğa ulaşmış ve göç sonucu oluşan hüzünlü büyük bir kitlenin kendini ifade aracı haline gelmiştir.


Sonuç olarak Arabesk, göçle oluşmuş yeni Türkiye'nin müzikal anlamdaki patlamasıdır. 1960'lı yılların sonuna doğru başlayan bu süreç, değişimler göstere göstere günümüze kadar gelmiştir. Adeta Türk toplumu tarafından içselleştirilmiş ve kimliğin ifadesinde önemli bir araç durumuna gelmiştir.


Arabesk ile ilgili terminoloji de çok ilginçtir. Acıların müziği, dolmuş müziği, damar vb gibi arabesk terminolojiye ait sözler gençler arasında çok kullanılan favoriler haline gelmiştir. Feodal ilişkilerden kopup gelmiş, beş parasız büyük şehirlerde bütün gününü iş arayarak geçiren ve gün gelip evine ekmek getiremeyen insanların bu müziğin temelindeki dinamik olmaları sanırım çok şaşırtıcı bir durum değil.


Bu insanların klasik batı müziği dinlemelerini bekleyemezdik heralde. Yalnız sonra "arabesk" toplumun bütün katmanlarına yayıldı ve büyük kabul gördü. Ben buna toplumsal sızma olayının en önemli kanıtı olarak Müslüm Gürses-Teoman düetini örnek gösteriyorum. Bir dönem düşük gelirli ve gecekondu bölgelerinde yaşayanların müziği olarak yaftalanan arabesk artık toplumun her kesiminde kabul görüyor. Hatta arabesk bakış açısı Türk toplumunun önemli bir kültürel kodu olarak karşımıza çıkıyor.


Delikanlı ve damarcı ama aynı zamanda rap dinleyen farklı kimlik kombinasyonlarına sahip ilginç bir gençliğimiz var artık. İşte ben bu noktada Fazıl Say ve arabesk tartışmasını şuraya getirmeye çalışıyorum. Arabesk bu toplumun realitesidir. Sadece insanların basit tercihleri ve beğenileri ile açıklanamaz bunun yanında yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümlerin de bu tercihler üzerinde azımsanmayacak önemi vardır.


Olayı sadece insanların "yavşak" tercihlerine bağlamak bence hatalı olur. İbrahim Tatlıses'in "arabesk" adlı parçasında belirttiği gibi "bu bir özgür düşüncedir...düm düm teke tek düm teke tek arabesk bu arabesk..."

0 yorum: