Uluslararası İlişkiler alanındaki çözümsüz konulardan birisi de Lübnan 'dır. Hariri suikasti davasının finale yaklaşması ile beraber h...

Lübnan Çıkmazı


Uluslararası İlişkiler alanındaki çözümsüz konulardan birisi de Lübnan'dır. Hariri suikasti davasının finale yaklaşması ile beraber hükümette bulunan Hizbullah'ın bakanlarını çekmesi ülkeyi yeniden bir çıkmazın içine doğru sürüklüyor.


Lübnan, Osmanlı'nın yıkılması sonrasında Fransızların biraz da zorlamayla oluşturduğu devletlerden birisidir. Tarihi kanlı etnik ve dinsel çatışmalarla doludur. 1975 yılında yaşadıkları iç savaşın travmasını hala atlatabilmiş değildir. Beyrut gibi Ortadoğu'nun Paris'i olarak adlandırılan bir başkente sahiptir.


Lübnan bugün büyük güçlerin bir çatışma alanı haline gelmiş durumdadır. Bir yandan Saad Hariri, ABD ve İsrail diğer yanda ise Hizbullah, Suriye ve İran ülkedeki çatışmayı daha da derinleştirmektedir. Bu çatışmanın arasına bir ara bulucu olarak girmeye çalışan Türkiye, "sıfır sorun" merkezli dış politik söylemi çerçevesinde soruna müdahil olmaya çalışmaktadır.


Davutoğlu'nun bölgedeki çabaları Türkiye'nin izlediği proaktif dış politikanın ısrarla sürdüğünü göstermektedir. Zaten Lübnan'daki hükümetin bozulmasından hemen sonra Hariri'nin soluğu Türkiye'de alması da bu tezi doğrulamaktadır. Yeni dış politik söylem Ortadoğu'da etkin enstrümanlar eşliğinde pratiğe dökülmektedir. Bu pratiğin sonuçları kısa ve uzun vadede mutlaka alınacaktır.


Bu noktada Irak'taki hükümet kurma çalışmalarına müdahil olan Türkiye şimdi de Lübnan krizinde bir alternatif yaratmaya çalışmaktadır. Ortadoğu politikasını güçlendirmeye çabalayan Türkiye, Irak ve Lübnan'da iyi bir performans yakalamış durumdadır. Bu performansın devamı diplomatik açının farklı perspektiflerle derinleştirilmesine bağlıdır.

0 yorum: