Türkiye birkaç gündür yoğun bir tartışmanın ortasında kıvranıp duruyor. Bir tarafta "Taksim'de çalışma var, kapalı!" diyen bir...

Osmanlı, Soğuk Savaş ve 1 Mayıs!

Türkiye birkaç gündür yoğun bir tartışmanın ortasında kıvranıp duruyor. Bir tarafta "Taksim'de çalışma var, kapalı!" diyen bir hükümet  diğer tarafta ise Taksim meydanını ilginç bir kutsallık halesi ile taçlandıran "işçi sınıfı!"...


İki tarafın da inadını anlamak mümkün değil. Son 3 senedir hiçbir olay yaşanmamasına rağmen hükümetin Taksim'i yasaklaması (her ne kadar çalışma olduğu söylenmesine rağmen) mantıklı bir karar gibi gözükmüyor. Fakat bunun karşısında ellerinde sopalar ve sapanlarla alana girmeye çalışan kalabalıkların masum olduğunu söylemek de bir o kadar zor... İki tarafın anlamsız inadını aşmak ve çözümlemek gerçekten çok zor. Devletin, soğuk savaş döneminden kalan geleneksel refleksi, muhalif kalabalıkların geniş alanlarda toplanmaları halinde tehlikeli olabilecekleri şeklinde, oysa dünyanın bir çok meydanında 1 Mayıs sorunsuz bir şekilde kutlandı. Bize benzer görüntüler sadece ABD Seattle'da yaşandı ama İstanbul'daki kadar büyük bir hengame yoktu.


Neyse Taksim ve 1 Mayıs demişken ben bugün biraz da 1 Mayıs'ın tarihine ve geçmişteki örneklerine yer vermek istiyorum. Soğuk savaş döneminde önemli bir vasıta ve iletişim aracı haline gelen bu "bayram" Türkiye'de 1 Mayıs 1977'de yaşanan elim olayla birlikte bir kutsiyet kazandı. Türkiye'de sol kendisini her sene 1 Mayıs üzerinden yeniden üretti ve tazeledi. Adeta sol için bir yeniden arınma ve ritüel haline gelen 1 Mayıs son yıllarda kimilerinin "marjinal gruplar" dediği ektremist yapıların elinde şiddete daha meyilli bir duruma doğru evrildi. Buna devletin de alandaki refleksi eklenince ortaya hayli kötümser sahneler çıktı.


1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmekte, Türkiye'de ise ilk kez 1923'te resmi bayram olarak kutlanmış. İlk olarak 1856 yılında Avustralya'nın Melbourne kentinde işçiler 8 saatlik çalışma süresi için Parlemento evine kadar bir yürüyüş düzenlemişler daha sonra ABD'de 1 Mayıs 1886 yılında yine 8 saatlik çalışma saati için büyük gösteriler düzenlenmiş. Özellikle Chicago'da o dönem yarım milyon insan, işçi hakları için yürümüştür. Temelinde gerçekten işçilerin sosyal ve ekonomik haklarına dayanan ve bunlar için mücadele eden 1 Mayıs bayramı ya da hareketi de diyebiliriz sonraları ideolojik bir mahiyet kazandı.


Melih Aşık'ın verdiği bilgiye göre ise Osmanlı Devletinde ilk işçi bayramı 1909 yılında Üsküp'te kutlandı. Aşık'ın yazısında ilgi çeken bir başka not ise şöyle:




"O dönemlerin en görkemli 1 Mayıs mitingleri ise işgal altındaki İstanbul?da yapılmıştır.
1921 ve 22 yıllarındaki mitingleri, ?İştirakçi? lakaplı Hüseyin Hilmi Bey?in başkanı olduğu Türkiye Sosyalist Fırkası düzenlemişti. Tramvay Kumpanyası, Haliç Tersanesi ve Şirket-i Hayriye işçileri kutlamalarda öncülük ettiler.
Hem 1921 hem 1922?de işgal orduları kumandanlığına bağlı ?Zabıta Komisyonu Reisi, Miralay Ballar? 1 Mayıs gösterilerine izin verilmeyeceğini, emre karşı gelenlerin şiddetle cezalandırılacağını, ilan etmiş... Ancak gösteriler yine de yapılmıştır..." ((Melih Aşık http://gundem.milliyet.com.tr/mayis-korkulari-/gundem/ydetay/1701906/default.htm))



Bir başka bilgiye göre ise Osmanlı Devletinde  ilk 1 Mayıs Selanik'te 1911 yılında Liman işçileri tarafından kutlandı. Daha sonra 1912 yılında İstanbul'da kutlanan 1 Mayıs ardından İttihat ve Terakki Partisi tarafından yasaklandı. Bu dönemde özellikle Osmanlı Sosyalist Fırkası lideri Hüseyin Hilmi Bey'in İttihat ve Terakki Fırkasına olan muhalefeti dikkat çekmektedir.1922 yılındaki 1 Mayıs işçi bayramı ise bu kutlamalar arasında en görkemlisi ve dikkat çekeni oldu. Türkiye Sosyalist Fırkasının öncülüğündeki kutlamaları, Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası, Sosyal Demokrat Fırkası, Türkiye İşçi Derneği, Beynelmilel İşçiler İttihadı gibi parti ve örgütlenmeler gerçekleştirdi. 1 Mayıs, 1925 Takrir-i Sükun kararıyla tekrardan yasaklanıyor. Ve 1976 yılına kadar da bir daha kolay kolay kutlanamıyor. Zaten 1977 yılında da o elim olay meydana geliyor. Taksim'de yaşananlar aslında Soğuk Savaş döneminin en sıcak ve canlı bir çatışma sahnesi olarak ortada duruyor. Gerçi 1 Mayıs 1977 olaylarını Maocu ve diğer sol gruplar arasındaki bir çatışma olarak sunan anlatımlar ve biyografiler de mevcut. Ümit Özdağ'ın konuyla ilgili yazısı da farklı bir perspektif sunuyor. ((Ümit Özdağ http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=26624)) Yazıda emekli emniyet müdürü Civil'den alıntılar da var.




Örneğin: ?1Mayıs DİSK ve Moskova yanlısı örgütler tarafından destekleniyor, diğer Marksist gruplar bu mitingi destekliyorlardı. Ancak Maoist olarak bilinen grupların mitinge katılması durumunda olaylar çıkacağı her yerde konuşuluyordu. İstanbul polisi ayağa kalmıştı. 1 Mayıs?tan dört gün önce Rusçu gruplar, Aksaray civarında bir Maoisti öldürünce gerginlik daha da artmıştı..."



Bu örnekler arttırılabilir, yine Cüneyt Ülsever'in konuyla ilgili yazısı da farklı bir alternatif sunuyor. Dediğim gibi örnekler çok ve 1 Mayıs 1977 olayları üzerinde bir konsensüs yok.  Yine de yaşanan olayın izlerini işçi sınıfının üzerinden silmek göründüğü gibi kolay değil. Hasan Bülent Kahraman'ın dediği gibi 1 mayıs Türkiye'de solun ve devletin bu iki doğal düşmanın bilinç dışını ortaya döken önemli bir göstergedir. ((Hasan Bülent Kahraman http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/kahraman/2013/05/03/kizil-kiyamet-1-mayis)) 1 Mayıs'ın bu simgesel özelliği her açıdan kullanılmaya uygun duruyor.


Bu nedenle iki doğal düşman arasında bu mücadele ve gerginlik bundan sonraki 1 Mayıslarda da devam edeceğe benziyor. Oysa işçi sınıfının değişen ve küreselleşen postmodern dünyada yeni ve küresel mücadele yollarını keşfetmeye çalışması, bunun yanında yeni bir sol tahayyülünün geliştirilmesi için çaba harcaması gerekirken bütün enerjisini 1 Mayıs'ta harcaması da ilginç bir vaka olarak ortada durmaktadır. Son not olarak şunu da belirtmek gerekir ki demokratik olgunluğa erişme konusunda problemler yaşayan bir ülkede yürüyüş ve gösteri hakkının olgun bir şekilde kullanılması maalesef hala ufukta görünmemektedir. Her gösteriye cebinde molotof ve elinde sapanla gelen gruplar oldukça bu hakkın kullanılması her defasında aksamaya uğrayacaktır.


Sorunsuz 1 Mayısların yaşanması ve kitlelerin demokratik olgunluğa erişmesi temennisiyle...


0 yorum: