"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

4.04.2014

ABD'nin Hegemonya Paradoksu

ABD, 1.ve 2. dünya savaşları sonucunda önemli oranda zenginleşti ve kendisini dünyanın jandarması ilan etti. Ardından gelen soğuk savaş ve giderek hızlanan hegemonya mücadelesinde sürekli başı çeken devlet oldu. 


ABD, Soğuk Savaşın sona ermesi ve SSCB'nin yıkılmasıyla beraber kendisini büyük bir arenada bir anda yalnız buldu ve bunun sonucunda yeni tehditlere karşı hegemonya mücadelesini yürütmeye çalıştı.


Burada İtalyan filozof Gramsci'nin hegemonya tanımı üzerinden gittiğimiz takdirde hegemonyanın, zorun yanında rızayı da gerektirdiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Oysa ABD bugüne kadar genelde hep zoru kullandı. Sürekli askeri müdahaleler ve askeri üslerini çoğaltarak ikna yöntemini ikinci plana attı. Oysa kitleler üzerinde hegemonya kurmak için bir anlamda onların rızalarını da alabilecek bir mekanizma kurmak şarttı. 


11 Eylülde yaşanan büyük travma ABD'yi daha derin bir bunalımın içine itti. Daha da sinirlenen ve şahinleşen ABD, Afganistan ve Irak'a müdahale etti. Bu müdahaleler ABD hegemonyasının ağırlık kazanmasından ziyade tersine gerilemesine yol açtı. Muazzam bir mali külfet altına giren ülke, ABD ordusuna çalışmaya başladı. Rekor askeri bütçeler ve ardından gelen ekonomik krizler ülkeyi içinden çıkılmaz bir sarmala doğru sürükledi.


Ayrıca askeri müdahalelerin yol açtığı yaralar karşı tarafta telafisi imkansız öfkeye sebep oldu. Medeniyetler arası bir gerginliğin giderek derinleşmesine hizmet eden bu askeri müdahaleler bir süre sonra ABD'yi dünya kamuoyunda olumsuz bir noktaya taşıdı. Öyle ki artık ABD'li siyasetçiler ve düşünce adamları "zihinleri ve kalpleri fetheden" projelerden bahsetmeye başladılar. 


Peki ABD hegemonya kurmak zorunda mı? Neden bu kadar büyük bir orduyu besliyor? Aslında bunun bir çok cevabı var. Postmodern bir imparatorluk oluşundan tutun da ekonomik nedenlere kadar çeşitli cevaplar verilebilir. Öncelikle dünyadaki enerji yollarına baktığınız zaman ABD askeri üslerinin bu noktalarda toplandıklarını görebilirsiniz. Enerji yollarının güvenliğinin yanında askeri açıdan stratejik noktalarda üs sahibi olan ABD böylece olası müdahalelerde daha çabuk hareket edebilmekte ve askeri maliyetlerini bir nebze azaltmaktadır. Bunun yanında Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği de yine ABD'nin öncelikleri arasındadır. Küresel bir ekonomiye sahip olan dünyada liberal olmayan ve serbest piyasa kurallarına aykırı işleyen ekonomilere sahip ülkeler de yine ABD için tehdit sıralamasında öncelik kazanmaktadır. 


Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman ABD'nin neden tüm dünyada hegemonya sağlamaya çalıştığını anlayabiliriz. Yapı somut olarak net görünmese de ortada olanın bir imparatorluk mücadelesi ve kurmaya çalışılan yapının da imparatorluk hegemonyası olduğu görülmektedir. 


 Korkmaz Doğu
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo