"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

23.11.2014

Tarihin Sonu ve Küresel İmparatorluk


           
Fukuyama, tarihin sonunu ilan ettiğinde dünya tarihi önemli bir virajı dönmüş bulunuyordu. Yıllardır devam eden soğuk savaş sona ermiş ve dünya, özgürlüklerin sonuna kadar yaşandığı, daha ideal herhangi bir düzenin olamayacağı anlayışı algılara yerleştirilmiş ve düzenin devamlılığı için insanoğlunun artık düşünmeyi bırakarak var olan sisteme adapte olması salık veriliyordu.

            Fukuyama’nın bahsettiği şey, ideal dünya düzeninin demokratik ve serbest bir piyasa olduğu, bunun dışında bir alternatif aramanın ise boşa kürek çekmek olduğu idi. Her ne hikmetse bu serbest piyasa denilen ortamda her şey serbest değildi. Dünya Bankası ve IMF gibi bu düzeni kontrol eden ve planlayan bir üst akıl vardı. Bu üst akıl küresel bir imparatorluğun tasarımı ile de meşguldü.  Soğuk savaş sonrası uluslararası ilişkiler sistemi ise ABD’nin tekelinde uzun süre devam ettikten sonra son 10 yıldır çok kutuplu bir yapının bu dengeyi bozduğu görüldü. Soğuk Savaş’ın sona ermesi, dünya üzerinde ekonomik bölgeselleşmeler temelinde yeni bir güç dengesinin, ya da yeni bir hegemonik oluşumun ortaya çıkmasını engelleyen ideolojik örtünün kalkmasını sağladı. 1990’lardan itibaren başta Avrupa Birliği olmak üzere, ekonomik bölgeselleşme temelinde oluşturulan yeni işbirliği ve ittifak sistemleri oluştu.


            1997 yılında aralarında Dick Cheney ve Paul Wolfowitz gibi isimlerin de yer aldığı bir grup “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” adı altında bir hareket başlatmışlar ve “Amerika’nın küresel liderliği ele geçirmesinin şart olduğunu” beyan etmişlerdi. 90’larda Baba Bush ile başlayan ve “Yeni Dünya Düzeni” ile devam eden küresel hegemonya hareketi 90’ların sonu ile beraber bir krizin içerisine sürüklenmiş ve özellikle “neocon” denilen ABD’li şahin siyasetçiler bu durumdan çıkış yolu olarak ABD Ordusunun güçlendirilmesi ve operasyonel hale getirilmesini görmüşlerdi.


            Fukuyama’nın tarihin bittiğini söylediği andan günümüze merkezi olmayan küresel bir imparatorluğun inşa edildiğini söyleyebiliriz. Hardt ve Negri’nin ünlü kitapları “İmparatorluk”ta belirttikleri gibi bu merkezi olmayan imparatorluğun merkezine en yakın güç ABD olarak tanımlanmıştır. Bunun yanında uluslararası sermaye ve küresel kurumlar bu imparatorluğun inşasında önemli bir yer tutmaktadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesi dünyadaki siyasal ve güvenlik yapılarında çok büyük değişiklikleri beraberinde getirmiş, bu gelişme bir yandan ABD’nin mutlak küresel hegemonyasının bir tescili olarak selamlanırken, diğer yandan pek çok alanda belirsizlik ve istikrarsızlıklarla dolu yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.


            Hardt ve Negri’ye göre küresel piyasa ve küresel üretim çevrimleriyle birlikte bir küresel düzen, bir yönetim mantığı ve yapısı, kısacası yeni bir egemenlik biçimi ortaya koyan İmparatorluk, bu küresel mübadeleyi etkin bir şekilde düzenleyen dünyayı yöneten egemen güçtür.(Hardt ve Negri:15) Yine aynı kitaptaki bir başka ilginç tesbite göre ise ABD bir emperyalist projenin merkezini oluşturmamaktadır ve aslında günümüzde hiçbir ulus-devlet bunu yapamaz. Emperyalizm miadını doldurmuştur. Hiçbir ulus modern Avrupalı ulusların bir zamanlar olduğu gibi dünya lideri olamayacaktır. (Hardt ve Negri:17).


            Batının tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan ve evrensel olduğuna inandığı değerleri siyasi düzlemde dünyanın diğer farklı düşünen devletlerine empoze çabası bir takım sıkıntılar yaratmıştır. Öyle ki bir süre sonra ABD ve AB bile bu değerlerin kabulü ve uygulanması konusunda bir takım egemenlik sorunları yaşamıştır. Sorunların aşılması konusunda ortaya konan stratejik ve taktiksel çabalar ise dünyanın bir çok bölgesinde çatışmalara neden olmuş ve küresel sistem çeşitli fay kırıklarına bölünerek yeni bir sisteme doğru evrilmeye başlamıştır.


            Burada bir takım karmaşık hegemonya sorunları ve meşruiyet problemleri ortaya çıkmaktadır. Böyle bir küresel imparatorluk tarihin bittiği andan itibaren inşa edilmeye çalışılmış ancak dünya buna farklı müttefikleri olan çok kutuplu bir ittifak anlayışı ile karşı çıkmıştır. Fukuyama’nın bahsettiği tarihi bitiren düzen bir takım ontolojik sorunlarla karşılaşmış ve buna karşılık kendisini yeniden restore etmesi gerektiğini görmüştür. Bugün gerek Ortadoğu ve dünyanın birçok yerinde yaşanan kaotik çatışmalar ve problemler küresel imparatorluğun sorunları çözmesinde kendisine yeni taktikler bulmasını gerektirdiği ve imparatorluğun bir uzlaşma zemini üzerinde yükselerek savunduğu değerleri yeniden test etmesinin zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo