"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

17.02.2015

Çok Bilinmeyenli Denklem IŞİD

Ortadoğu çok bilinmeyenli bir IŞİD denklemi ile karşı karşıya. Öyle ki komplo teorilerinden beslenen bir entellektüel cenah IŞİD'i neredeyse dünyadaki tüm devletler ve servislerle bağlantılı halde göstermeye gayret ediyor.

Mesele şu ki Işid'in geçmişi ilginç ilişkilerden oluşmuyor değil. Zerkavi ile başlayan Tevhid ve Cihad cemaatinin ardından Irak İslam Devleti adını alması ve 2011 yılında Ebubekir el Bağdadi ile beraber Irak ve Şam İslam Devleti adını alması akla bir takım soruları getiriyor.

Bağdadi'nin 2005-2009 yılları arasında ABD tarafından yakalanmış ve hapsedilmiş olması gibi ayrıntılar şüphe duyulması için yeterli sebepler arasında. Dışarıdan bakıldığında bu söylenenler doğru olabilir ancak delillendirilmeyen iddialar, iddia olarak kalıyor. Burada önemli olan Işid'in nasıl kurulduğu, aktörlerin kullandığı söylemler ve Işid'in şu anda kurmaya çalıştığı "hilafet devletinin" (bkz.http://www.aljazeera.com.tr/haber/isid-hilafet-ilan-etti) Ortadoğu'da dengeleri hangi yönde değiştireceğidir. Işid'in ya da yeni adıyla İslam Devleti'nin ilan ettiği hilafet çeşitli kesimlerden tepkiler aldı. ABD bu ilanı anlamsız bulurken bölgedeki diğer aktörler bu durumun yeni bir güvenlik problemi yaratacağını ve mezhep gerginliğinin artacağından kaygı duyuyorlar.

Yukarıda da bahsettiğim gibi örgütün kuruluş dönemi Ebu Musab Zerkavi'nin bölgede etkin olması ile başlıyor. Tevhid ve Cihad cemaatinin amacı Ürdün'deki monarşiyi yıkmaktı. Ancak ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin ardından burada örgütlenmeye başlıyorlar. Hatta bu dönemde örgütün Irak El Kaidesi olarak öne çıktığı söyleniyor. Bu yakınlaşma ile beraber genişlemeye başlayan yapı Zerkavi'nin öldürülmesi ile sıkıntıya giriyor. Liderliğe Ömer el Bağdadi geçiyor.

Aslında bugünün benzeri eylemleri Ömer el Bağdadi döneminde de yapılıyor. Örgütün sadece 2007 yılında 2000 sivili öldürdüğü söyleniyor. 25 Ekim 2009 yılında yapılan saldırıda 155, 8 Aralık 2009 yılında yapılan saldırılarda 127 kişi öldü ve örgüt iki saldırıyı da üstlendi.

2009 yılında örgütün başına geçen Ebu Dua kod adlı Ebubekir El Bağdadi ile beraber örgütün etki alanı genişlemeye başladı. Etkili bir hatip olan Bağdadi'nin önderliğinde örgüt 2011 yılında Irak ve Şam İslam Devleti adını alarak Suriye'de muhalif gruplar arasında yer alan Nusra Cephesini kendisine katılmayı teklif etti.  Bunun üzerine Nusra Cephesi, El-Kaide'ye biat ettiğini Işid ile bir ilgisinin olmadığını açıkladı. Suriye'ye karşı yapılan savaşın hemen başlarında askeri yapıları arasında bir geçirgenlik olan bu iki örgüt birbiriyle çatışmaya başladı ve Nusra Cephesinin bazı komutanları Işid tarafından öldürüldü.

Ondan sonra gelişen olayları biliyoruz. Işid bir anda büyüdü ve Musul'u işgal ederek bir anda dünyanın gözünü bölgeye çevirdi. Ayrıca gün be gün artan askeri hareketliliği ve hilafet ilanı ile cihadı bir adım öteye götürerek alan genişletmeye başladığını söyleyebiliriz. Daha sonra süreklileşen infazlar ve ABD'nin öncülüğünde toplanan koalisyonun hava bombardımanları Suriye meselesini tamamen farklı bir mecraya taşıdı. Suriyeli muhaliflerin Esed'i devirmesi için ortaya çıktıkları ve silahlandıkları meseli unutuldu ve ABD dahil herkes gözlerini Işid'e çevirdi.

Peki ne oldu da 2009 yılında Esed'e karşı başlayan çok parçalı muhalif hareketler bütünü bu noktaya gelebildi?


Bunu anlayabilmek için IŞİD'in ortaya çıktığı siyasal ve sosyal konjonktürü iyi analiz etmek gerekiyor. ABD'nin Afganistan ve Irak savaşlarının ardından askeri anlamda kabuğuna çekilmesi ancak bunun yerine bir çeşit hibrid bir vekalet savaşı yürüttüğünü söyleyebiliriz. Hatta son dönemlerde başta Hagel olmak üzere ABD yönetiminin önemli isimlerinden kara harekatı olabileceğine dair işaretler de geliyor. (bkz.http://www.aljazeera.com.tr/haber/allen-yakinda-kara-harekati-baslayacak). Bahsedilen büyük bir kara harekatı olmayacak ama ABD'nin buna zorunda kalmış olması ve bölgedeki dengesizliğin derinleşerek devam etmesi önemli.


Ayrıca IŞİD'in son zamanda çektiği infaz videolarının da bir takım hava saldırılarının meşrulaşma aracı olarak kullanılması da dikkat çekiyor. Ürdün'ün Suriye'deki Işid hedeflerine ve Mısır'ın Libya'daki Işid'e biat eden gruplara yaptığı hava saldırıları, ABD'nin Afganistan'a yaptığı hava bombardımanı ve askeri müdahaleye hukuken benziyor. Uluslararası hukuk açısından askeri müdahalelerin bundan sonra daha da esnekleşmesi ve kolaylaşması olası gibi görünüyor.

Işid bu durumun neresinde ve bundan sonra nasıl bir seyir izleyecek? Bekleyip görmek gerekiyor...

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo