"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

25.03.2015

Neo-Pers İmparatorluğu ve Bölgesel Hegemonya

Ortadoğu günden güne farklı gelişmelere sahne olmaya devam ediyor. Öyle ki bu gelişmeler bazen içinden çıkılmaz paradoksları da beraberinde getiriyor. İran'ın farsi geçmişi ile Şiiliği harmanladığı ve mezhep geriliminden beslenen yeni bölgesel liderlik hedefi, bölgede gerek askeri gerek söylemsel çıkışlarla tahkim ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı yardımcısı Ali Yunusi geçenlerde yaptığı bir konuşmada "Irak başkentimizdir..."minvalinde sözler söylemişti. Bu sözleri üzerine İran'daki bir takım askeri şahsiyetlerden de tepki topladı. İran'ın Ortadoğu'da bir Şii coğrafyası kurmak istediği bilinen bir gerçek. Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'da bu çabalarına karşılık ciddi sonuçlar da almış durumda.

Öyle ki son olarak Yemen'de Şii Husiler ülkenin büyük bir kısmını kontrol ediyor ve Aden'i de ele geçirmek üzereler. Irak ve Suriye'de İran Ordusunun bir kolu olan (ya da Özel Operasyonlar yapan bir askeri birlik diyelim) Kudüs Ordusu ve bu askeri gücün başındaki Ortadoğu'nun Hayaleti lakaplı Kasım Süleymani gündemden düşmüyor. Son olarak Tikrit operasyonunda ortaya çıkan fotoğrafı (bkz. o fotoğraf) ve fotoğrafta bulunun bazı ayrıntılar (fotoğrafın solunda bir ABD askeri görülüyor) durumu daha da karışık hale getiriyor.

Peki İran'ın bölgesel hegemonyasını inşasında Irak'ın önemi nedir? Irak'ın özellikle doğusunda önemli bir Şii nüfus var. Hatta bu bölgeye Iraklılar, Irak-ı Acemeyn diyorlar. Aynı şekilde İran, Ortadoğu'da Şiilerin olduğu tüm ülkelerde son derece etkin durumda. Fakat Irak ve Suriye'de artık doğrudan askeri müdahaleler yapıyor ve İran'lı generallerin Irak ve Suriye'de öldükleri haberi normal karşılanmaya başlanmış durumda.

İran'ın bölgede hegemonyasını güçlendirmeye çalışması reel açıdan bakıldığında anlaşılabilir gözükebilir ancak ABD'nin, İran ile sorunlu bir geçmişi olmasına ve hala nükleer konusunda müzakerelerin devam etmesine rağmen İran'ın bölgedeki bu faaliyetlerine neden ses çıkarmadığı konusu giderek önem kazanıyor. Bunun stratejik ve taktik nedenleri olabilir ama ABD'nin bu politikasının temelinde İran'ı Rusya-Çin ekseninden kurtarmak ya da İsrail'e karşı elinde bir koz olarak tutma isteği etkili olmuş olabilir.

İran, Ortadoğu'da etkisini askeri ve sosyal açıdan giderek arttırmaya devam ediyor ve bu hegemonya inşasını dinsel açıdan çatışmaya dönük bir ontolojik zeminin üzerine kurmaya çalışıyor. Radikalleşen ve sürekli şiddete meyilli dinsel hareketlerin karşısına çıkarak kendisini meşrulaştırmanın yanında siyasi egemenliğini de bu meşrulaştırma çabasına ekleyerek bir bakıma radikalizmin manasında epistemolojik bir manevra yaptığını da iddia edebiliriz.

Tabi bu imparatorluk inşasını ve basına yansıyan bu minvaldeki sözlerin dünya kamuoyunda ve küresel siyaset içerisinde ne kadar yankı bulacağı cidden önemli bir soru olarak karşımızda duruyor. Neden batı basınının amiral gemileri "neo-persian..." başlıkları atmıyor?

İsrail her defasında İran ile uğraşırken son duruma neden sesini çıkarmıyor?

David Patreus asıl tehlike "Şii Milislerdir..." derken ABD, Tikrit operasyonuna neden hava saldırısı (bkz.tikrite hava saldırısı desteği) desteği veriyor?

Kısacası Ortadoğu puslu ve bu puslu havada sağlıklı bir analiz yapmak da pek mümkün görünmüyor...
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo