"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

20.09.2015

Çin'in Afrika Politikası

         


Dev bir üretim kapasitesine sahip olan Çin, enerji ve maden yatağı olan Afrika kıtasını (BM’de Afrika kıtası 53 ülke ile temsil ediliyor.) kendi açısından önemli bir hammadde arz merkezi olarak görüyor. Bunun yanında uzun vadede ürettiklerini satabileceği bir pazar potansiyeli arz etmesi açısından da Afrika kıtası önemli bir namzet olarak beliriyor.


2013 yılında Çin’in yeni Devlet Başkanı olarak görevine başlayan Xi Jinping de ilk yurtdışı ziyaretini Rusya’ya yaptıktan sonra rotasını Afrika kıtasına çevirmişti. Jinping’in bu ziyaretleri de aslında Çin’in nasıl bir stratejik hedef çizdiğini gösteriyor. ABD’nin son zamanlarda pasifik bölgesine yanaşmasının ve küresel stratejilerini restore etmesinin nedenleri arasında Çin-Rusya yakınlaşması ve Çin’in Afrika iştahı gösterilebilir.

Çin’in Afrika ilgisi her ne kadar Çin tarafından ''eşitlik, karşılıklı yarar ve ortak kalkınma'' olarak lanse edilse de genel kanı Çin’in yeni tip bir sömürgecilik inşa ettiği yönünde.

Çin ve Afrika arasındaki ticaret 1960'da sadece 100 milyon dolarken, 1980'de 1 milyar dolar, 2000 yılında 10,6 milyar dolar, 2010 yılında, 120 milyar doları, 2013 yılında ise 200 milyar doları aştı. 2010 yılında bin 700'e yakın Çin firmasının Afrika'da 10 milyar dolar doğrudan yatırımı bulunuyor ve bu rakamın 2015'te 50 milyar doları bulduğu şeklinde tahminler yapılıyor.

Çin’in Afrika kıtasında en çok ilgilendiği ülkelerin başında Angola ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti geliyor. Bunun nedeni ise tahmin ettiğiniz gibi enerji yani petrol.
Çin’in Afrika üzerindeki ekonomik ısrarı son dönemde yaşanan bir takım askeri gelişmeler ile beraber farklı bir profil çizmeye başladı. Eşitlik ve ortak kalkınma olarak ortaya konan politikanın son halkası olarak Çin, Sudan’a asker gönderdi. Pekin hükümeti, Çin petrol şirketlerinin yoğun faaliyet gösterdiği Güney Sudan’da görev yapan BM barış gücüne 1800 askeryollayarak ticari faaliyetlerini koruma konusunda kararlı olduğunu da ortaya koymuştur.

Çin’i farklı kılan üç önemli noktayı şu şekilde sıralayabiliriz: Ucuz emek, merkantilist ticaret politikaları ve ihracat odaklı sektörler. Çin parayı en etkili stratejik araç olarak kullanmayı seçmiş gibi görünüyor. Geleneksel stratejik bir modelden ziyade yumuşak güce dayalı, biraz da paranın kudretinin kendisini hissettirdiği son derece pragmatist bir model.

 Yumuşak gücünü artırma gayreti içine giren Çin, Afrika kıtasında önemli ve sembolik değeri yüksek altyapı projelerini finanse ediyor. Afrika'nın dört bir yanında inşa edilen büyük stadyumlar ve pırıl pırıl parlayan Afrika Birliği Genel Merkezi binası bunlara örnek gösterilebilir. Buna karşılık ABD Başkanı Obama ise uyarıyor: “Çin burada yollar, köprüler yapıyorsa, birincisi, Afrikalılara iş verdiklerinden ve ikincisi, o yolların madenlerde başlayıp en fazla Şangay limanına kadar uzanmadığından emin olun!”

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2007 yılındaki (GSMH) 3,6 trilyon dolar olarak gerçekleşmiş. Böylece son rakamlara göre Çin artık ABD, Japonya ve Almanya’nın ardından dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi olmayı başarmış durumda.

Çin’i bir dev haline getiren asıl faktörlerden birisi ucuz işgücü ancak bu iş gücünün kullanılabilir hale gelmesi yine büyük üretici markaların Çin’deki ucuz işgücüne duydukları iştahtan kaynaklanıyor. ABD’de vasıflı bir makine işçisinin aylık ücreti 3.000–4.000 dolar arasında iken, Çin’deki bir fabrika işçisinin ortalama aylık ücreti 150 dolar civarında seyrediyor. Uluslararası büyük firmalar (Nike, Adidas, Apple vs.) Çin’de üretim yaparak yüzde 50’ye varan maliyet tasarrufları sağlıyorlar. Ancak bu aşamada Çin, bu küresel markaların know-how süreçlerini bir şekilde özümsemiş görünüyor. Bunu her ne kadar hakkıyla başaramasa da (bkz. Çin malı) sonuç itibarıyla ihracat odaklı yeni bir ticaret stratejisi geliştirmiş durumda ve elindeki ucuz işgücü artık daha donanımlı.

Ve işin Çin açısından güzel yanı donanımlı işgücü hala ucuz. Bu donanımlı işgücü ile daha sofistike ürünler üretme ve ürünlerin kalitesini arttırma konusunda bir takım ilerlemeler kaydetmiş durumda.

Freidman’a göre, önümüzdeki otuz yıl içinde “Çin’de satılmıştır”dan “Çin’de yapılmıştır”a, oradan “Çin’de tasarlanmıştır”a, oradan da “Çin’de hayal edilmiştir”e geçilecek. Çin’in bir başka önemli artısı da elinde bulunan döviz rezervi. Çin’in döviz rezervleri 1978 yılında yalnızca 167 milyon dolar iken bugün bu rezerv Haziran 2008 tarihinde 1,76 milyar doları aşmış durumda.

Böyle büyük bir döviz rezervi doğal olarak Çin’i yatırıma yönlendiriyor. Çin, yalnızca Sahra Altı Afrika ülkeleri ile 2001–2005 yıllarında 300’den fazla anlaşma ve kontrat imzalamış. Petrol sektörüne olan özel ilgisi ve işbirliğini genişletmekle birlikte Çin, son yıllarda tarım, balıkçılık, tekstil, enerji ve diğer sanayi alanlarında 800’den fazla projenin gerçekleştirilmesinde rol almış durumda. Örneğin 1960’ların sonuna doğru 600 milyon doların üzerinde bir maliyete sahip olan dev Tanzanya-Zambiya demiryolu (1967–1975) 15.000 Çinli işçinin yardımıyla inşa edilmiş ve Sino-Afrika birlikteliği için önemli bir sembol olmuş. Çin’in 1960’lar ile 1980’ler arasında dış politikası büyük oranda “ideolojik” ama bugün ise Çin’in dış politikası “değişken, farklılaştırılmış ve proaktif”. Proaktif bir düzeye geçen Çin’in Afrika konusunda yoğun bir çabası var. Bu kapsamda Çin-Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) 2000 yılında kurulan ve 48 Afrika ülkesinin katılımıyla 2006 yılında görüşen delegeler, üç yıllık bir plan çerçevesinde ticari ve siyasi bağları bir stratejik ortaklık şeklinde gerçekleştirmek konusunda anlaşmaya vardılar. Bunun yanı sıra, borç verme ve ekonomik yardımda bulunma, alt yapı çalışmaları, teknoloji transferi, enerji kaynaklarının geliştirilmesi, finans ve sosyal güvenlik konularını kapsayan anlaşmalar imzalandı.

Çin, FOCAC çerçevesinde 2000 yılından bugüne kadar 31 Afrika ülkesine 1,38 milyar dolar değerinde borç vermiş ve bu ülkelerden yaptığı ithalatın çoğunu gümrük vergisinden muaf tutmuştur. 2000 yılında yapılan bir anlaşma ile de Afrika ülkelerinin Çin’e olan borçları derece derece silinmektedir. Çin’in bu ülkelere yaptığı ekonomik yardımın miktarı 2006 yılına kadar 5,74 milyar dolar olurken, 2006 yılında gerçekleştirilen FOCAC zirvesinde 5 milyar dolarlık yardım anlaşmaları imzalanmıştır.

Bugün Afrika’daki Çin şirketlerinin sayısı 800 civarındadır. Üstelik Çin’e iş yapmaya giden Afrikalı girişimcilerin sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Afrika’da son dönemde gündeme getirilen yeni kamu ihalelerinin yüzde 50’sini Çin menşeli şirketler alıyor. Yine Çin’e bağlı kamu şirketleri, Afrika’nın 13 ülkesinde maden çıkarıyor. Çin petrol şirketleri, Angola, Çad, Fil Dişi Sahilleri, Gabon, Kenya, Moritanya, Nijer, Nijerya, Libya, Somali, Sudan ve Cezayir petrol anlaşması yapılan ülkeler arasında. Çin Ulusal Petrol Şirketi, 2008 yılından itibaren üretim yapan Nijerya’daki bir petrol bölgesinin yüzde 45’lik hissesinin sahibi. Bu ve bunun gibi ticari ilişkilerle Afrika kıtasında önemli bir ağ kuran Çin’in bu ilişkilerini maksimum seviyeye çıkarması ve bu seviyeyi sürekli hale getirmesi için, Afrika’da siyaseten ve hatta fiziken (askeri anlamda) de faaliyet göstermek zorunda.

Sudan'ın petrolünün yüzde 70’ini kontrol eden bir ülke buradaki tesislerin de güvenliğini sağlamak zorunda. Bu arada son yıllarda ABD’nin ve hatta Hollywood destekli kampanyaların Sudan (Darfur) konusundaki hassasiyetini bu açıdan da dikkate almakta yarar var. Tabi dünyanın birçok bölgesindeki insani meselelere BM ve ABD’nin ilgisiz kalması beklenemez fakat özellikle Çin’in yoğun ilişkiler geliştirdiği ülkelerde sürekli artan bir istikrarsızlık ve bölgesel çatışma risklerinin çoğaldığını söyleyebiliriz. Bu da küresel hegemonya mücadelesinin Afrika kıtasında tezahür etmesi manasında bir analize tabi tutulabilir, tabi yeterli delillerle desteklenmesi şartıyla!

Çin’in Afrika kıtası üzerinde kurmaya çalıştığı hegemonya Afrika’nın gelişmesi ideali üzerinden yürüyor. Bu nokta da özellikle Afrika ülkelerine yapılan yardımlar önemli bir yer tutuyor.

Çin’in Afrika’ya yaptığı yardımlar basit bir model üzerinden yürüyor. Medikal yardım, büyük inşaat projeleri ve Afrikalı öğrencilere Çin’de eğitim ve öğretim olanakları. Bunun yanında Tanzanya ve Zambiya arasındaki demiryolu projeleri gibi büyük projeler. (Yaklaşık 1800 km ve 450 milyon dolara mal olmuştur). Çin-Sahra Altı Afrika İşbirliği Forumu’na göre, 2000 yılından bu yana Çinli firmalar Afrika genelinde 60 bin km asfalt yol ve 3.5 milyon kw elektrik üreten elektrik santralleri inşa etmiştir. UNCTAD’ın 2010 Dünya Yatırım Raporu, Çinli firmaların Afrika’ya yaptıkları doğrudan yatırımlarda da büyük artış yaşandığını ortaya koymaktadır. Çin’in en çok yatırım yaptığı üç ülke Sudan, Nijerya ve Güney Afrika’dır.

Çin’in Afrika’da etkisini giderek artırdığı bir diğer konu da, silah ticareti olarak öne çıkıyor. Yazıda bahsettiğimiz küresel hegemonya mücadelesi açısından da bu konu son derece önemli. 1990’ların sonlarında Habeşistan ve Eritre arasındaki silahlı çatışmalarda kullanılmak üzere yaptığı silah satışının tecrübesiyle, şimdi tüm Afrika, Çin silahları için büyük bir pazar yaratmış durumda. İç savaşların ve isyanların bitmek bilmediği Afrika’da, Çin, birçok ülkeye silah satıyor ya da satmaya çalışıyor. Afrika’da yürütülen askeri operasyonlara destek veren Çin, ABD ve Rusya’dan sonra Afrika’nın üçüncü büyük silah tedarikçisi durumunda. Bu noktada ABD’nin Afrika’daki askeri operasyonları da önem kazanmakta. ABD sadece Afrika için AFRICOM adlı bir komutanlık kurmuş ve bu komutanlık aracılığı ile kıtada sürekli bir askeri faaliyet yürütüyor.

ABD Afrika kıtası komutanlığı olan AFRICOM’un temel görevlerinden birinin de "Çin’in artan nüfuzuna karşılık verme" olduğu düşünüldüğünde bölgedeki rekabetin yakın zamanda artacağı tahmin edilebilir.

Sonuç olarak Afrika kıtası günümüzde küresel hegemonya mücadelesinin önemli alanlarından birisi haline gelmiş durumda. Çin, ABD, Fransa ve Rusya kıtada yoğun faaliyetler sürdürmeye devam ediyor. Çin bugüne kadar tamamen ekonomik ilişkiler zemininde sürdürdüğü Afrika kıtası politikasını yavaş yavaş siyasi ve askeri zemine doğru kaydırmaya başladı. Geçen ay Rusya Devlet Başkanı Putin’in de katıldığı Çin’in askeri geçit töreninde büyük bir gövde gösterisi yapan Çin Ordusu’nun yakın zamanda küresel askeri üslerini arttırması öngörülebilir bir durum olarak ortaya çıkabilir. Dünyanın en güçlü ikinci ordusuna sahip olan Çin, enerjisinin bir kısmını ticarete aktarırken önemli bir kısmını da ordusunu modernize etmeye ayırıyor. Bu da Çin’in gelecek hegemonya projeksiyonunda “silahların” önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.


Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo