"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

14.03.2016

ABD Dış Politikasında Obama Doktrini

obama doktrini

ABD Başkanı Barack Obama'nın,  Beyaz Saray'a yakınlığı ile bilinen Atlantic Dergisinden gazeteci Jeffrey Goldberg’le yaklaşık 4 aylık bir süre içerisinde yaptığı çeşitli görüşmeler, derlenerek  geçenlerde Atlantic dergisinde yayınlandı.

Yazıdan anladığımız kadarıyla, Obama’nın kendisi açısından verdiği en zor karar 24 Ağustos 2013'te Suriye'nin başkenti Şam'ın doğusunda bulunan Guta'da yaşanan kimyasal silah saldırısına karşı seyirci kalması imiş.

Önceleri ABD’nin kimyasal silah kullanımını “kırmızı çizgi” olarak kabul ettiğini açıklaması ve Guta’da yaşanan olay sonrasında üstelik beş adet Arleigh-Burke sınıfı savaş gemisi Akdeniz'de olmasına rağmen Suriye’ye müdahale etmemesi, geleneksel ABD yaklaşımının dışına çıkıldığını gösteriyor.

Obama’nın bu hamle ile ABD Dış politikasının kalıplarını yıktığı ve aynı zamanda şahin kanadın ağır baskısından da özgürleşmiş olarak çıktığı iddia ediliyor.

Obama röportajda Türkiye’den de bahsediyor. Goldberg, makalede Obama'ya atfen şunları kaleme almış;

"Obama, Erdoğan'ı Doğu ve Batı arasında bölünmeye köprü olacak bir tür ılımlı Müslüman lider olarak gördü, ama Obama şimdi onu bir başarısızlık ve Suriye'ye istikrarı getirecek güçlü ordusunu kullanmayı reddeden bir otoriter olarak düşünüyor."

Şimdi buradan çıkan anlam şu; Obama Türk Ordusunun Suriye’ye girmesi gerektiğini istemiş. Oysa Türkiye’nin, güvenli alan yaratılmadan ve BM-NATO gibi uluslararası destek olmadan Suriye’ye girmesi askeri bir maceraya girmesinden farksız. Zaten ABD daha sonraları eğit-donat ve istihbarat merkezli farklı arayışlar içerisinde oldu. Fakat burada ilginç olan ABD’nin vekalet savaşları konusunu getirdiği noktadır. Röportajdan görünen o ki Obama, Türkiye’nin bile bu serüvene ortak olmasını istemiş görünüyor.

“SURİYE’DE HAMLE YAPMAK, YAPMAMAKTAN DAHA RİSKLİ”

2011 yılının yaz aylarında “Esad, Suriye’nin başından gitmelidir” diyen Obama neden bunun için elinden geleni yapmamıştır. Asıl soru budur. Yayında belirtildiğine göre Obama, kendisine gelen istihbarat raporlarına güvenmiştir. Yani Esad da Mübarek gibi devrilecek bu nedenle askeri bir müdahale kapsamında düşünülen hamlelere gerek olmayacak. Uzun süre bu bağlamda yapılan değerlendirmelerin İran ve Rusya gibi bölgenin güçlü oyuncularını hesaba katmadığı açık.

Tabi bir yandan da Irak ve Afganistan’daki restorasyon sorunlarıyla uğraşan ABD’nin yeni bir sıcak savaşa yanaşmaması mantık çerçevesi içinde anlaşılabilir. Yalnız Obama’nın bu kararında diretmesi kolay da olmamış. Obama'nın anlattıklarıa göre Samantha Power gibi danışmanlarının sık sık kendisi ile bu konularda tartıştığı yönünde. Buna Hillary Clinton’u da ekleyebiliriz. Yani Obama’nın bu kararları alırken Ulusal güvenlik takımıyla da bir takım tartışmalar yaşadığını görüyoruz. Obama’ya göre Suriye’de hamle yapmak, yapmamaktan daha büyük risk taşıyor.

Burada yeniden Guta olayına dönersek, ABD’nin (ya da Obama’nın diyebiliriz) Suriye’yi bombalamama kararı almasının ardından ABD’nin küresel caydırıcılığını kaybettiğini ve Ulusal güvenliğine verdiği önemde bir riske girdiğini söylemek mümkün. Temel olarak bir itibar kaybı yaşandığını da söyleyebiliriz. Ama şöyle bir okuma yapmak da mümkün, ABD'nin müdahale kararı almamış olması bir yandan da Suriye'deki savaşı daha da derinleştirmişe benziyor. Guta olayından hemen sonra belki müdahale olsa durum farklı bir noktaya evrilecek, Esed iktidardan düşecek böylece Suriye'de farklı bir harita ortaya çıkabilecekti. Bunların hepsi olasılık hesapları tabi. ABD müdahalesi ile her şey tamamen birbirine girebilir ve felakete varan sonuçlar da doğurabilirdi.

İşin bir de istihbarat boyutu var. Obama’nın ulusal istihbarat direktörü James Clapper da Obama gibi düşünüyor. Yani yapılacak bir askeri müdahale sonucunda alınacak sonuçlar konusunda emin değil. George Tenet’in Bush’a “kesin sonuç” (slam dunk) alırız dediği Irak savaşından günümüze köprülerin altından çok sular akmış olmalı ki ABD, Ortadoğu’da vuku bulan savaşlar konusunda son derece şüpheci.

ULUSAL GÜVENLİK? KİME VE NEYE KARŞI?

Obama’nın özenle üzerinde durduğu bir başka nokta da “Bir süper gücün ulusal güvenliği ile ilgili konular son derece geniştir ancak limitsiz-sonsuz değildir” hususu. Bu çok önemli, ABD gibi bir ülkenin hangi konuları kendisi için ulusal güvenlik meselesi kabul ettiği ya da hangilerini etmediği dünya üzerinde devam eden birçok çatışmaya da yön verecek etkide. (Buradan kadim soruyu “kimin” ve “neyin” güvenliğini sorabiliriz.)

Obama’ya göre iklim değişikliği sorunu IŞİD sorunundan önce gelmeli. Barack Obama’nın Ortadoğu’daki meselelere “bu ABD’nin sorunu değil…” penceresinden baktığı anlaşılıyor. O kadar eleştiriye rağmen Obama’nın aldığı kritik kararların bugün ABD’nin dış politikasına bakıldığında bir “felaket” yaratmadığını söylemek mümkün. Başa gelirken verdiği sözlerin büyük bir kısmını tutmaya çalışan Obama için tarihçiler ne der bilmiyorum ancak ABD dış politikasında stratejik bir dönüşümü başlattığı kesin.Bunları madde madde şöyle özetlemek mümkün:

  • ABD Savunma bütçesini yeniden organize ederek, askeri harcamalarını kıstı.
  • Sağlık reformu gibi sosyal bazı düzenlemeler yapıldı.
  • Büyük strateji, Ortadoğu'dan Pasifik bölgesine kaydı. Askeri üsler ekonomik önceliklere dikkat ederek çeşitlendirildi.
  • Pasifik bölgesine odaklanmanın en önemli amacı ise Çin'in büyümesini kontrol altına almaktır.


Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo