"Günlük Kişisel Gazete"

Hussoloji Blog

Türkiye'nin en uzun soluklu blog yazarı. (2005-2017)

18.11.2017

Siyaset Üstüne


Siyaset denilince akla ilk önce haliyle antik yunan gelmektedir. Siyaset ile ilgili temel bir çok kavramın ilk burada ortaya çıktığını söylemek sanırım abartı olmaz. Ondan önce de mutlaka insanlar bir şekilde yönetiliyordu belki ama antik yunanla beraber bu kavramların teorik bir bakış çerçevesinde inşa edildiğini görürüz.

Siyaset kelimesi dilimize Arapçadan geçmiştir ve aslı "siyasa"dır. Siyasa kökünden gelen siyaset kelimesi eğitmek, yönetmek, yetiştirmek anlamlarına gelmektedir. Terbiye etmek gibi bir anlamı da bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunda ise siyaset genelde devlete karşı işlenen suçların cezalandırılması anlamında kullanılır. Örneğin hükümdarın devlet görevinde bulunan kişiler için verdiği idam kararları "siyaseten katl" şeklinde tabir edilmiştir.


Siyasal düşüncenin kökleri ve özellikle demokrasi kavramının saf halini bulabileceğimiz tarihsel nokta bize antik yunan ve Atina'yı işaret etmektedir. Özellikle Perikles döneminde demokrasi altın dönemini yaşamıştır.


Antik Yunan dünyası Polis(kent) adı verilen siyasal birimlerden oluşmuştur ve politika kelimesi de buradan gelmektedir. "Polis"e ait işler ya da "polis ile ilgili meşguliyet" anlamında okunabilir. Doğrudan demokrasinin beşiği olan bu polisler bu noktaya kolay gelmemiş, ondan önce soyluların yönetimde etkili olduğu ve daha sonra yasaların yapılmasıyla içine girilen süreç sonucunda gelinmiştir. Bu bağlamda Solon reformlarını anmak gerekmektedir. Tabi bunun sınırlı bir deneyim olduğunu belirmekte yarar var çünkü bu deneyimden sadece polisin yurttaşları yararlanmaktadır. Mesela kadınlar ve köleler bu yurttaşlığın dışındadır.



İşte burada siyaset felsefesinin temel sorularından birini yeniden sorabiliriz. "Nasıl yönetebiliriz? ve Nasıl yönetilebiliriz?" Antik Yunandan beri bu soruya yanıt arayan filozofların demokrasi ve güçlü liderlik arasında bir salınım gösterdikleri söylenebilir. Platon'un "filozof kral" ve Aristo'nun "yüce ruhlu adam" metaforunun yanında yine Makyavelin Hükümdarı ve Hobbes'un Leviathan'ını yeniden düşündüğümüzde toplumların doğal durumlarının bir "güvensizlik ve çatışma" ortamından ibaret olduğu ve bunu düzenlemek ve konsolide etmenin bu anarşi içerisinde kadim bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını varsayabiliriz. Günümüze bakıldığında bu ihtiyacın yeniden hasıl olduğunu ve toplumların "güçlü liderlik"lere yöneldiği görülmektedir. 

Toplumların çeşitli tabakalardan oluşması ve bunun giderek karmaşık hale gelmesi sonucunda özellikle soğuk savaşın bitiminden sonra güvenlik toplumlarından bilgi toplumuna geçişte yaşanan süreç siyasete de yansımıştır. Bu dinamik sürecin önümüzdeki inovasyon çağında yönetim ve yönetişim konusunda nasıl sonuçlar üreteceği ise siyaset felsefesinin önünde duran en önemli konulardan birisi olarak görünmektedir.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Popüler Yazılar

Tweet