"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

8.11.2017

Suudi Arabistan'da Asabiyye'nin Yeniden İnşası


Suudi Arabistan'da son bir haftada yaşanan gelişmeler Ortadoğu'da yakın zamanda yaşanacak kırılmaların habercisi gibi görünüyor. Veliaht Prens Muhammed Bin Salman'ın politik duruşu ve yolsuzluk davaları sonucunda diğer prenslerin gözaltına alınmaları, Suudi ülkesinde iktidarın içeride konsolide olduğunu ve ülkeyi de facto olarak Veliaht Prens Salman'ın yönettiğini gösteriyor. Aynı zamanda bu durum bölgesel hegemonya mücadelesinde İran ile var olan rekabetin artacağına da işaret ediyor.

İlk işaret, Lübnan Başbakanı Saad el-Hariri'nin Riyad'ta bir konuşma yaparak beklenmedik bir şekilde istifasını ilan ettiği Cumartesi günü geldi. Uzun süredir Suudilerle birlikte hareket eden Hariri, kendisine yönelik suikast planlarının olduğunu ve İran'ın bölgedeki ellerinin "kesileceğini" söyledi. İran'ın Lübnan'daki en büyük müttefiki Hizbullah. Hariri'nin açıklamalarından Hizbullah'a yönelik hamlelerin gelmesi beklenebilir. Suudiler her ne kadar bu işin arkasında olmadıklarını söyleseler de Lübnan'da bir çok kesim Suudilerin Hariri'ye baskı yaptığını düşünüyor.

Salman, yolsuzluk komitesi ile ülkedeki önemli iş adamlarını da hedef tahtasına koymuş durumda. Salman 2030 vizyonunun gerçekleştirilebilmesi için bazı adımlar atılması gerektiğini söylüyor. "Ilımlı İslam" ve megaşehir (neom) gibi projelerle Suudi Arabistan'ın politik ve ekonomik duruşunu yeniden inşa etmesi gerektiğini düşündüğü söylenebilir. Bunun için de iktidarın konsolide edilerek sert önlemler almaya kadar giden bir tutum benimsemiş durumda.

Deyim yerindeyse Salman, Suudi Arabistan tarihinin en güçlü kralı olma konusunda iddialı. ABD Başkanı Trump da Salman'ı destekleyen açıklamalar yapmakla meşgul. Salman'ın bu kadar iddialı bir şekilde toplumsal ve ekonomik restorasyona girişmesi Suudi Arabistan'ın uzun süredir bölgede İran'ın markajında olması ile açıklanabilir. "Suudi Arabistan'ın Geleceğine Hoşgeldiniz" şeklinde tanıtılan "Neom" isimli şehir ise ilginç bir dönüşümün habercisi gibi görünüyor. Başkent Riyad'a 25 mil uzaklıkta bulunan şehir, kapalı kayak pistlerinden silindirli pistlere, hayvanat bahçesine kadar her şeyin olduğu bir eğlence kompleksi olarak planlanmış durumda. Neom, Lüksemburg'un 10 katı büyüklüğünde ve 10.000 kilometre kareyi kapsayacak bir genişlikte. İlk basın bülteni şehri "dünyanın en güvenli, en verimli, en geleceğe yönelik ve en iyi yaşama ve çalışma yeri" olarak tanımlıyor.

Salman'ın Neom şehrinin açılış töreninde yaptığı konuşmada "Suudi halkının yüzde yetmişi 30 yaşın altında ve bundan sonra normal bir hayat yaşamak istiyoruz." söylemi gerçekten çok ilgi çekici ve vahhabi propaganda konusunda bölgesel anlamda uğraşan ve para harcayan hassas Suudi yönetimi için ezber bozan bir açıklama olarak değerlendiriliyor. Ayrıca Salman'a göre Suudi genç nüfusu iki tarafı keskin bir bıçak gibi ve doğru yönlendirilmezse Suudi Arabistan'ı zor günlerin beklediğini düşünüyor.

Suudi Arabistan'da yıllardır sorunsuz işleyen bir veraset sistemi kralın kim olacağının problem çıkmadan belirleyebiliyordu. Oğullardan en yaşlı olanı ölen kralın yerine geçiyordu. Ancak Kral Abdülaziz'in oğullarının tamamının ölmesi ve verasetin torunlara geçmesi ile beraber ailelerin iktidar mücadelesi patlak verdi. Prens Salman eylem ve söylemlerini biraz da bu iktidar savaşı çerçevesinde okumak gerekiyor. Son dönemde Yemen'de yaşanan başarısızlıklar ve Katar'ın ablukaya alınma çabasının işe yaramaması Suudilerin karizmasını ciddi manada deforme etmiş durumda.

Salman'ın kullanmış olduğu "Ilımlı İslam" kavramını da devletin resmi yaklaşımı olan Vahhabilik çerçevesinden düşünmek gerekiyor. Suudi hanedanı ile Vahhabiliğin ittifakı kolay sökülebilecek ya da ılımlılaştırılacak bir yapıda görünmüyor. Hatta Suudi asabiyyesinin temel karakteri bu yaklaşım üzerine kurulmuş durumda. Sekter bir görünüm arz eden ve Suudi devleti tarafından Ortadoğu'da bir ihraç unsuru olarak öne çıkan Vahhabilik bu noktada zarar görürse, devletin sosyal ve kültürel olarak yeniden inşasını gerektirir ki bu da zor görünüyor. Göstermelik bazı adımların atılması ile beraber Krallık yönetiminin nefes alması ve Salman'ın iktidarını sağlamlaştırma arzusu biraz daha ön planda denilebilir.

Kısacası bölgede İran ile ciddi bir stratejik hegemonya savaşına girmiş olan Suudi Arabistan başarılı olabilmek için yeni bir asabiyye inşa etme noktasında kararlı gibi görünüyor. Salman tüm bürokrasiyi ve ekonomiyi tek bir elden yönetebileceği adımları atarken aynı zamanda petrole bağımlı olan Suudi Arabistan ekonomisini konsolide etmeyi ve Neom gibi dev projeleri sübvanse etmek için kullanma eğiliminde. Özellikle Suudi Arabistan'ın doğusunda yaşayan ve Şii olan nüfusun kontrolü de Suudi yönetimi için önemli bir güvenlik problemi. Bu nedenle Suudiler ülkeleri içerisinde ilerde ortaya çıkabilecek sosyal ve ekonomik kökenli hareketler ülkenin bütünlüğü açısından tehlike arz edebilir. Bundan dolayı Salman daha sert hamleler yaparak yoluna devam edebilir. Bu hamleler de olası bir Suud-İran gerginliğini vekalet savaşlarından konvansiyonel savaşa çevirebilir.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo