"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

29.11.2017

Suudi-İran Rekabeti ve İstikrarsız Bir Ortadoğu


Ortadoğu kavramının kelime anlamı sürekli sorgulanmıştır. Tam olarak nereyi işaret ettiği ve kapsadığı alan zaman zaman tartışma konusu olmuştur. Ancak Afganistan'dan Mısır'a kadar olan bölgeyi içine alan bölge olarak teyid edilmemiş bir konsensüs olduğunu söylemek sanırım abartı olmaz.

Sümerlerin tarihin başlangıcında bu bölgede kurdukları kent devletleri yerleşik hayatın buralarda genişlediğini ve kurumsallaştığını göstermektedir. Tarihi anlatılar üzerinde son derece tartışmalı, sürekli çatışmaların rahatsız ettiği bir coğrafya olan Ortadoğu, bugün Suudi-İran rekabetinin pik yaptığı bir bölge olarak zikrediliyor.

Zikrediliyor diyorum çünkü Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'da yaşananlar bölgedeki Suudi-İran rekabetini kristalleştiren işaretlere sahip. Vekalet savaşlarının giderek yayılmasının ardında yatan temel esas bu iki bölgesel gücün hegemonya mücadelesi olarak özetlenebilir.

Suudiler Yemen'de  bir savaş sürdürüyor, Katar'ı boykot altında tutuyor, Lübnan'da istikrarı bozmaya çalışıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Salman, kendi elinde iktidarı konsolide etmeye çalışıyor. Bütün bu gelişmelerin ortak paydası Suudi elitin bölgesel hegemonya kurmak için  İran'la giriştiği rekabet olarak okunabilir.

1990'lı yıllarda Ortadoğu'da çok fazla hegemon olmayan ve belirmeyen İran bugün Irak, Suriye ve Yemen'de büyük bir etki gücüne sahip. Lübnan'da 2016 yılından beri Hizbullah hükümeti etkileyen ciddi bir aktör ve aynı zamanda önemli bir siyasi parti konumuna gelmiş durumda. 

İki ülke arasındaki bölgesel rekabet sadece mezhepsel zeminde ele alınmamalı bu çok önemli bir kısmı ama hepsi değil. Dini ve etnik gerekçelerin yanında en önemli problematik iki ülkenin de birbirini "ulusal güvenliklerine bir tehdit" olarak algılamalarıdır. Bu nedenle rekabet tamamen stratejik bir çerçeve üzerinden ilerliyor. İran yeri geldiğinde laik Esad'a destek verirken, Suudiler seküler Mısır'a yan çıkmaktan çekinmiyor. 

Suudiler İran'ı farklı cephelere çekmeye çalışsa da beklediği karşılığı bir türlü bulamıyor. Yemen'de  Husileri tasfiye etmek için hava saldırılarını kullanan Suudiler, bu ülkeyi dünyanın en kötü insani krizlerinden birine dönüştürmeyi başardı. Yemen'de 50 bin kişi açlık ve hastalıktan öldü. İran yanlısı Şii politikacılar Irak'ta giderek artmaya devam ediyor ve en önemlisi Esad hala görevinin başında.

Suudilerin Katar'ı İran'la olan ilişkilerini kısıtlamak için ablukaya alması Doha ve Tahran'ın daha da yakınlaşmasına neden oldu. Kısacası Suudilerin her hamlesi boşa çıktı ve İran nüfuzuna etki edemedi. 

Sina'daki saldırı ve DEAŞ'ın "buradayım" mesajı vermesi gibi konular bölgedeki İran ve vekilleri için yeni tehdit alanları olarak ön plana çıkmaya başladı. İki ülkenin bölgesel rekabeti keskinleşmeye devam ettikçe Ortadoğu'nun istikrarsızlığı da derinleşecektir.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo