"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

14.11.2017

Trump ve Yeni ABD


Sovyetlerin çökmesi ile beraber dünyada yaşanan dönüşüm liberal yaklaşımın öne çıkmasını sağladı. Öyle ki Fukuyama bir anda "tarihin sonu"nu ilan ederek liberal değerlerin evrensel kabul edilmesi gerektiğini ileri süren metinler yazdı. Bu aynı zamanda ABD'nin tek kutuplu bir dünyadaki "kutup" olarak olumlanmasını da beraberinde getirmekteydi. O günden bu güne ABD "seçilmiş ulus" ve "istisnai" olduğu inanarak sürekli şekilde liberal değerlerin ve demokrasinin yayılımı ve ihracından kendisini sorumlu tutmaya başladı.

Tahmin edilebileceği gibi daha sonraki ABD Başkanları da bu değerleri benimsedi ve uygulamaya çalıştı. Clinton "demokrasiyi elimizden geldiğince her yere yaymak" gibi bir şiara sahipti. Keza Obama döneminde de biraz daha itidalli olsa da bunu görmek mümkün. George Bush'da ise "güvenlikleştirilmiş bir demokrasi" ihracından bahsedilebilir. Ama temel yaklaşımı Fukuyama'da entellektüel köklerini bulabileceğimiz "tarihin artık bittiği" tezine dayandırabiliriz. Hatta tüm ABD tarihini bunun üzerinden okumaya tabi tutmak da mümkün olabilir.

Dünyada artık güçlü liderlikler ön plana çıkmaya başladı. Rusya'da Putin, Çin'de Jinping gibi örneklere bakıldığında bu liderlik tipinin öne çıktığını görmekteyiz. Ayrıca milletlerin tutumları üzerine yapılan araştırmalarda da bu tercihin önemli bir orana sahip olduğu bilinmektedir. ABD'de ise Trump'un dünyanın bu genel durumundan etkilenerek "güçlü liderliğe" yöneldiğini söylemek bunun için biraz erken olsa da emarelerinin artmaya başladığını belirtmek gerekmektedir.

ABD Başkanı Trump ABD adalet sistemini "gülünç" bulduğunu söyleyen bir başkan. Bunun yanında güçlü liderler ile ilgili saklamaya çalışmadığı bir ilgisi mevcut. Ama bu durum sadece ABD'nin bugünü için geçerli değil. Liberal ve demokratik değerleri önemseyen ve yayan bir lider olarak bilinen Obama bile Arap Baharı döneminde Mısır'da Sisi'ye destek vererek aslında oyunu ne kadar reel oynadıklarını göstermiştir. Sorun burada kimin ne kadar demokratik olduğu veya nasıl yönettiği/yönetildiği değil ne kadar rasyonel davrandığıdır. ABD kendi çıkarları söz konusu olduğunda muhatabı olan devletin nasıl yönetildiği ile ilgilenmemektedir.

Trump belki Clinton ya da Obama gibi diplomatik manevraları daha az kullanmaktadır ancak onlar gibi oyunu rasyonel bir zeminde oynamaktadır. Tek sorunu belki de söylemlerinin son derece keskin olması olarak gösterilebilir. Sonuç olarak ABD Başkanı ve dış politikasının değerlendirilmesi sırasında realist çerçeve dışına  çok çıkmamak gerekmektedir. Çünkü ABD'nin politik eylemlerini anlayabilmek için reeli görmek ve çözümlemek genellikle yeterli olmaktadır.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo