"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

7.05.2018

Kuzey Kore İle Diplomasi, İran İle Savaş



Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in’in sınırdaki Panmunjom kasabasında bir araya gelip, diplomatik bir başarıya imza atarak verdikleri tarihi görüntü bir anda küresel siyaseti heyecanlandırdı.

Bir süredir ABD Başkanı Trump’un da konu ile ilgili “tweetleri”dolaşıma girmişti. Yakın zamanda bir başka gelişme daha oldu ve Trump ile Kim Jong Un’un haziran ayının başında “barış evi”nde bir araya gelecekleri bilgisi akıllara “acaba?” sorusunu getirdi. Kuzey Kore ile ABD arasında böyle diplomatik bir zirvenin söz konusu olması dünya barışı için elbette önemli bir an olacaktır ancak ABD ile Kuzey Kore’nin nükleer görüşmeleri yeni değil. Daha önce de birçok kez bir araya gelen taraflar sonuç üretemediler.

Kim Jong Un’un büyükbabası Kim Il-sung, 1994'te Bill Clinton'la bir araya gelerek “Agreed Framework”anlaşmasını imzaladı. Ancak 2002 yılında Kuzey Koreli müzakereciler, gizli bir uranyum zenginleştirme programını takip ederek söz konusu çerçeve anlaşmasını çökerttiler. Bundan altı yıl sonra, Kim’in babası Kim Jong-il aynı görüşmeleri bu sefer George W. Bush ile yaptı. ABD yaptırımlarından kurtulma karşılığında Kuzey Kore, nükleer faaliyetlerini açıklamaya, reaktörünü devre dışı bırakmaya ve uluslararası denetimlere izin vereceğine söz verdi.

Hatta Bush yaptığı açıklamada, “ABD'nin amacı tüm nükleer silahlardan arınmış bir Kore Yarımadası'dır” dedi. Kısa bir süre sonra Kuzey’in bildirgesinin eksik olduğu ortaya çıktı. Pyongyang, Nisan ayında denetçileri tahliye etti ve ertesi ay bir nükleer test yaptı.
Ancak Kim Jong Un daha etkili bir oyunculuk gösterebilir. Özellikle Güney Kore ile ilgili attığı adımlar kendisini babası ve dedesinden ayırıyor.

Tabi Kuzey Kore “nükleersiz”, Suudi Arabistan ise “petrolsüz” ABD dış politikası için ne ifade eder bilemiyorum ancak Kuzey Kore’nin halihazırda ABD istihbaratının önceden tespit edip önleyemediği kritik bazı füze denemeleri yaptığı aşikar. Bu nedenle ABD için Kuzey Kore ciddi bir “ulusal güvenlik” meselesi haline gelmiş durumda.

Kuzey Kore ile Güney Kore 1950’den beri savaş halinde. 1953 yılında bir ateşkes kararı alınmış olsa da resmi bir barış anlaması imzalanmadı. Bu nedenle ABD’nin Güney Kore’de 28 bin kadar da askeri bulunuyor. Güney Kore, Güneyde konuşlanmış ABD askerlerinin Kuzey Kore ile yapılacak herhangi bir barış anlaşmasıyla ilgisi olmadığını ve böyle bir anlaşmanın imzalanması durumunda bile Amerikan kuvvetlerinin kalması gerektiğini söyledi. Buna da ilginç bir yorum ekleyerek ABD askerlerinin Çin ve Japonya gibi komşu süper güçler arasındaki askeri çatışmalarda ara bulucu rolü oynadığını belirtmiş.

Ayrıca ABD'nin şu anda ülkede bulunan 28 bin askerinin maliyetinin yarısı Güney Kore tarafından karşılanıyor. Bu rakam 890 milyon dolar. Trump ise askeri maliyetleri azaltmanın derdinde olduğu için ABD askerlerini azaltmanın yollarını arıyor ve bunu her aklına geldiğinde de tweetliyor. Amacı faturanın tamamını Güney Kore’ye ödetmek gibi görünüyor. Muhtemelen Güney Kore faturanın tamamını ödeme konusunda istekli tavırlar sergilerse ABD askerleri bölgede kalmaya devam edecektir.

Hafta içinde Kuzey Kore ile ilgili bir başka haber daha ABD’de heyecan yaratmaya yetti. ABD vatandaşı olan ve şu anda Kuzey Kore’de mahkum olan üç kişi Jin Xue Song olarak da bilinen Kim Hak-Song; Kim Sang-Duk olarak da bilinen Tony Kim; ve Kim Dong-Chul'un Pyongyang’da bir otele taşındığı ve tıbbi tedavi gördüğü bildirildi. Bu da Kuzey Kore’nin bir iyi niyet göstergesi olarak söz konusu mahkumları serbest bırakacağı olarak yorumlandı.

Trump yine Twitter'da şöyle dedi: “Herkesin bildiği gibi, geçmiş yönetim uzun zamandır Kuzey Korede bulunan üç rehinenin tahliye edilmesi için uğraştı, ancak boşuna. Bizi izlemeye devam edin!" Bu da mahkumların serbest bırakılacağı bilgisini güçlendirdi. Trump, onlar alamadı ama biz alırız anlamına gelen tweeti ile ABD dış politikasında “twitter diplomasisi” denilen yeni bir dönemi de başlatmış oldu.

Kuzey Kore ise yaptığı açıklamada, Kore zirvesinde ortaya çıkarılan nükleer silahsızlanma niyetinin ABD'nin yol açtığı yaptırımların ve baskının sonucu olmadığını ve ABD medyasının kamuoyunu yanıltmaması gerektiği belirtti.

Kuzey Kore ile ilgili genel durum bu şekilde iken ABD, İran ile 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan “çekilmeyi” gündemde tutmaya devam ediyor. Bir yandan diplomatik kanalları zorlayarak Kuzey Kore ile görüşmeler ayarlayan ve hatta bu uğurda Nobel barış ödülü bekleyen Trump diğer yandan İran’la ilgili “tweetlerini” sürekli dolaşımda tutmaya devam ediyor.

Buna ek olarak İsrail Başbakanı’nın yarım ton belge olduğunu söyleyerek yaptığı “powerpoint” sunumu akıllara Irak’a yapılan müdahale öncesindeki politik atmosferi hatırlatıyor.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptığı açıklamada, ABD’nin 2015 nükleer anlaşmasını terk etme kararından pişman olacağını ve ABD’nin Tahran'a Ortadoğu'daki etkisini sınırlamak için yapacağı baskıya karşı koyacağını söylerken şunu da ekliyor "Defalarca nükleer bombaya sahip değiliz dedik ve olmayacağımızı söyledik ... ama İran'ı zayıflatmak ve bölgedeki ya da küresel olarak etkisini sınırlamak istiyorlarsa, İran sert bir şekilde direnecek,” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise televizyonda yayınlanan habere göre, Tahran’ın "nükleer anlaşmanın ihlal edilmesine yönelik şiddetli tepkisinin Amerika için hoş olmayacağını" belirtmiş.

ABD ve İsrail ise Trump'un 12 Mayısta "nükleer anlaşma" ile ilgili vereceği karara kilitlenmiş durumda. Trump, nükleer anlaşmaya İran'ın füze kapasitesinin de dahil edilmesini istiyor. Ayrıca IRGC'nin bölgesel faaliyetleri de anlaşmazlık oluşturan bir başka nokta.

Konu gerçekten bir yazının sınırlarını zorluyor. Ancak görünen genel durum bize ABD’nin dış politikasında devam eden ciddi bir savrulma olduğunu ve parçalı hareket eden aktörlerin sürekli şekilde aksiyoner bir çizgi izlediklerini gösteriyor. Bu “müdahaleci” tavır Ortadoğu’da var olan kaosa yenilerini eklemekten başka bir işe yaramayacaktır. Diğer küresel aktörlerin nükleer anlaşma konusundaki tavırlarının dikkate alınarak yapılacak politik hesapların daha anlamlı olacağı ortadadır.

Kuzey Kore ile diplomaside ısrar eden ABD’nin, İran ile de bu kanalları açık tutmasının hem bölgesel hem de küresel istikrar açısından önemli olduğu görülmektedir.

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo