"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

12.06.2018

‘Rejkjavik’te Reagan, Singapur’da Trump Olmak’



Trump ve Kim Jong Un, sonunda tarihi zirvede bir araya geldi. Washington, eski düşmanı için güvenlik garantisi vermeyi taahhüt etti. Zirvenin sonunda imzalanan ortak bildiride fazla detay verilmedi. Dört maddeden oluşan ortakbildiri, ABD’nin diğer ülkelerle yaptığı benzer görüşmeler sonucunda açıklanan bildirilere göre sönük kaldı.

Trump, nükleer silahlardan arınmanın "çok hızlı" başlaması gerektiğini belirterek, en kısa sürede yoğun görüşmelerin süreceğini belirtti. Bu arada şimdilik Pyongyang üzerindeki uluslararası yaptırımlar kalmaya devam edecek.

Trump, Güney Kore ile ortak askeri tatbikatların askıya alınacağını söyledi. Böylece Washington'un muazzam miktarda para kazanacağını eklemiş. Amacın askeri maliyetleri azaltmak olduğu böylece bilinç dışı ortaya çıkmış.

Kim  ise “geçmişi geride bırakmaya karar verdik. Dünya büyük bir değişim görecek." demiş. Ancak, birçok analist, zirvenin somut olmaktan ziyade simgesel olduğu konusunda aynı fikirde.

Ortak bildiride yaptırımlardan bahsedilmedi ve nihayetinde bir barış anlaşmasının imzalanması için herhangi bir atıfta bulunulmadı. Kuzey Kore ve ABD, teknik olarak hala savaşta, ihtilaf yalnızca bir ateşkesle sonuçlanmıştı.


‘Somut Ayrıntı Yok’
Çin kamu politikası düşünce kuruluşu olan Pangoal'da kıdemli araştırmacı Li Nan, toplantının sadece sembolik bir öneme sahip olduğunu söyledi. Li, “Kore yarımadasının denükleerleştirilmesi ve ABD tarafından güvenlik teminatı sağlanması konusunda somut bir ayrıntı yok” dedi.

Trump; Kim'i “çok akıllı” ve “çok değerli, sıkı bir arabulucu” olarak bulduğunu belirtmiş. Bu arada beden dili uzmanları iki liderin sinirlilik belirtileri gösterdiğini ve karşı tarafa komuta etmeye çalıştıklarını analiz etmişler.

Trump Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Kim'in bir anlaşma yapıp yapamayacağını bir dakika içinde anlayabileceğini söylemişti. Kim ise Trump'a bir çevirmen aracılığıyla şöyle demiş: “Dünyadaki birçok insan bunu fantezi bir sahne olarak düşünecek... bilim kurgu filmi gibi. ”

Ortak bildiri dört maddeye indirgenmiş. Genel bir çerçevesi var ve ayrıntılar belirsiz. Bundan sonra yapılacak toplantılar önem kazandı. Trump sanki diplomatik bir şov yapmak için acele etmiş gibi. Kim Jong Un net bir söz vermeden zirvenin en karlı lideri oldu demek mümkün.

Bir başka önemli ayrıntı da ABD'nin Güney Kore'deki askeri faaliyetlerini askıya alacağını açıklamış olması. Bu Kim Jong'un hedeflerinden biriydi. ABD yıllardır ısrarla sürdürdüğü çevreleme stratejisinden uzaklaşıyor mu? Peki yeni strateji nedir? İşte bu konuda net bir tutum ya da strateji yok. Trump, neo-con yaklaşımın “upgrade” edilmiş bir formatını uyguluyor. Hatta bu görüşmeler sonucunda neo-con yaklaşımın özellikle “şahin kanadını” zayıflatmış durumda. Diğer yandan Güney Kore’de askeri faaliyetlerin askıya alınması Pentagon’u da hayrete düşüren bir açıklama oldu.

‘Kazanan Kim!’
Kim Jong-un, zirveden en az dört şey bekliyor. Uluslararası meşruiyet, kendisi ve ülkesinin imajının eksiksiz bir şekilde düzeltilmesi, yaptırımların hafifletilmesi ve ABD’nin askeri tehdidinin azaltılması. Şimdi bunlara çok yakın olduğu nükleer bir diplomasinin hemen başında.
Dolayısıyla babası ve dedesinin başaramadığını bir ölçüde başarmış oldu. Kesin taahhütlerde bulunmadan önemli imtiyazlar koparma konusunda sonuca yakın ancak uzun yıllar sürecek bir müzakere süreci olabilir.

Burada şunu da belirtmek gerekli ki Kuzey Kore, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasında hassas bir dengeyi her zaman gözetecek ve koruyacak, büyük sorunlar karşısında Çin'e güvenmeye devam edecektir. Bunun yanında Çin’in Kuzey Kore’deki etkisini dengelemek için ABD’nin gücünü kullanacaktır. Buna bağlı olarak Çin’in yarımadanın işlerinde daha proaktif, aktif ve olumlu bir rol oynaması beklenebilir.

Söz konusu anlaşma aslında 2005 yılında yapılan mutabakata benziyor. Ne yazık ki, Kim'in nükleer işlemeye yönelik stratejik bir karar verip vermediğini henüz kimse bilmiyor ve daha sonraki müzakerelerin nükleer enerjinin nihai hedefine yol açıp açmayacağı belli değil.

Kuzey Koreliler bu taahhüdü daha önce de defalarca yaptılar ve her seferinde bu sözleri çiğnediler. Kim, “değerli bir kılıç” olarak adlandırdığı mevcut nükleer cephanesini terk etme niyetini hiçbir zaman açıklamadı. Pompeo'nun ve onun Kuzey Koreli muadilinin bundan sonra yapacakları görüşmeler sonucu belirleyecek.


Tarihte bu tarz görüşmeler bir günde olup bitmiyor. Aylar hatta yıllar süren görüşmeler dizisi sonucunda diplomatik bir son gerçekleşiyor. 80’li yıllarda Gorbaçov ve Reagan arasındaki görüşmeler de uzun sürmüştü. Reykjavik'te Gorbaçov, insan hakları meselelerinin meşru bir tartışma konusu olduğunu kabul etti. Tüm yeni stratejik füzelerin ortadan kaldırılmasına yönelik bir öneri, tarihte ilk defa, nükleer silahların sonsuza dek ortadan kaldırılması olasılığının tartışıldığı bir tartışmaya dönüşmüştü.  Düşük beklentilerle başlayan bir zirve, tüm zamanların en dramatik ve potansiyel olarak verimli zirvelerinden birine haline gelmişti.

Bu bağlamda, her iki tarafın da nükleer silahlanma yarışını sona erdirmek için diplomatik yolları zorlamasıyla birlikte gelecekteki görüşmeler Reagan-Gorbaçov'un 80'lerdeki zirvelerine benzeyebilir. Ama Reagan ile Trump’u benzetmek zor çünkü Reagan taviz vermek konusunda son derece cimriydi. Oysa Trump diplomatik şov uğruna her an şok edici bir tweet atabiliyor. Sadece altı ay öncesine kadar “roket adam” dediği Kim Jong Un ile şu anda dünyanın en iyi dostları olabilecek kadar farklılıkları içinde barındırabiliyor.

‘Maksimum Baskı’
Amerika Birleşik Devletleri için tek korkunç sonuç, Trump'un Pyongyang'a “maksimum baskı”uygulama stratejisini zayıflatan bir uzlaşma olacaktır.

Maksimum baskı stratejisinin özelliği, Kuzey Kore’nin ne yaptığına bakmadan, Amerika'nın çıkarlarını korumasıdır. Bu çıkarlardan en önemli ikisi Bu en önemli ikisi Kuzey Kore'nin nükleer silahlarla ABD’yi doğrudan tehdit edememesi ve Kuzeydoğu Asya'da güvenliği garanti etmesi. Maksimum baskı hem bu hedeflere ulaşılmasını sağlar hem de Kuzey Kore’nin kapasitesini önemli oranda sınırlayacaktır. Trump bu baskıyı bir araç olarak kullanır mı bilinmiyor.

Trump, “tek seferlik” bir anlaşma istiyor gibi görünüyor. Buna karşılık Pyongyang, için müzakereleri mümkün olduğu kadar uzatmak için aşamalı bir yaklaşımı hedefleyecektir. Kim Jong Un muhtemelen bu yolda bazı imtiyazlar almak için sistemli oynamaya çalışacak, eğer kendini dezavantajlı bir konumda hissederse nükleer silahlardan arınmayı olabildiğince uzun tutacak.

Trump geleneksel diplomatik ortodoksiyi parçalamış durumda bu nedenle Trump’un dış politikasını analiz etmek için “gelenek dışı” yorumlara ihtiyaç var. Belirsiz bir doğaya sahip tamamen “çıkarlara” odaklanmış Post-neo’con bir ABD dış politikası karşısında analiz yapmak için ontolojik ve epistemolojik bir manevra alanı üzerinde sürekli pratik yapmak gerekiyor.

Kim Jong Un’un zirvede söylediği gibi “…bilim kurgu filmi gibi…”

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo