"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

4.07.2018

Çin'in Dış Politikası Üzerine Bazı Sorular



Çin'in Jinping dönemindeki dış politikasını anlamak için Kemer ve Yol İnisiyatifi (BRI), Asya Altyapı ve Yatırım Bankası (AIIB) ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığın (RCEP) iyi anlaşılması gerekiyor. Bu inisiyatiflerin hem fikri hem de  politik amaçlarının analiz edilmesi elzem. Hatta bu girişimlerin Çin'in Asya'daki ve ötesindeki rolünü nasıl etkileyebileceğine dair sorular sormak lazım.

Bu soruları genişleterek Çin'in Tukidides tuzağına düşüp düşmeyeceğini sorduğumuz takdirde bir başka soru daha ortaya çıkıyor. Çin "revizyonist" bir ülke olarak ortaya çıkabilir mi? Bu sorunun cevabı şu an için olumsuz. Çin "çekingen ve son derece ihtiyatlı" bir yaklaşıma sahip. Bu nedenle her ne kadar askeri yatırımlara sahip olsa da sıcak çatışmalara son derece mesafeli ve uzun süre de buna direnecektir.

Çin, ABD ile devam eden hegemonik mücadelesinde uzun süre diplomatik yolları kullanmayı deneyecektir. Onlar için diplomasi "stratejik ilkenin  detaylandırılmış hali"diyebiliriz. Sürekli detay ve müzakere. Şifre bu. Daha doğrusu "gücünü sakla ve zamanını bil" şeklinde özetleyebileceğimiz proaktif bir dış politika söz konusu. Çin aslında küresel düzeni devirmek ya da bozmak için çalışmıyor. Çin, mevcut uluslararası düzen içerisinde Çin yükselişinin mümkün ve kolay olduğunu biliyor.

Burada şunu da eklemek gerekiyor ki Çin'in inisiyatifleri ve hamleleri her ne kadar bölgesel gözükse de "küresel sonuçları"üreten bir dinamiği de içinde barındırıyor dersek sanırım abartmış olmayız. Trans-Pasifik, bu küresel sonuçları kabul edemiyor. Asya Pivotu, Pekin’in bölgenin normatif ve kurumsal hatlarını şekillendirme kapasitesini engellemeyi amaçlıyor. Trump bunu açıkça ifade ediyor ve bundan vazgeçmeyeceklerine dair sürüyle emare var.

Çin dikkatli bakıldığında uluslararası düzenin çoğulcu bir anlayışını benimsiyor. Yani; devletler kalkınma ve modernite için kendi yollarını aramalı... Bu aynı zamanda homojenleştiren küreselleşmeye karşı da bir meydan okuma... Ama mümkün mü? Soru bu.

Çin'n son dönem dış politikasında önemli bir enstrüman haline gelen OBOR (One Belt One Road) Çin için büyük bir kumar. Bölgedeki ülkeler birçok sorunla karşı karşıya. Çin bu ülkelerde güvenliği sağlamak zorunda kalabilir. Rusya gibi "derin rakipler" bayrak açabilir. Dolayısı ile Çin'in işi zor.

Çin'in dış politikasında Konfüçyüs anlatının emarelerini bulmak mümkün. Bu Neo-Konfüçyüs anlatı, Çin'in küreselleşme dostu diplomasi  pratiğini teşvik ediyor, aynı zamanda Çin'in ekonomik kalkınması ve dış politika çıkarlarına öncelik veren bir omurga olarak ortaya çıkıyor. Daha açık bir ifadeyle, neo-Konfüçyüs anlatı uluslararası düzeyde liyakat ve ahenk peşinde olma fikrini tahkim ediyor. Çinli liderler tarafından Batılı fikirlere ve onlarla ilişkili uluslararası düzene normatif bir alternatif olarak sunuluyor. Bunu netleştirmek lazım.

Küreselleşme, dünyada eşitsizliğin artmasına katkıda bulundu. Bu da, popülizmin yükselişini ve mevcut demokratik rahatsızlığı körükledi. Trump'un seçilmesi ve Brexit bu fenomenin en önemli iki etkisi olarak okunabilir. Çin, küresel ekonomik yönetişime Batı yaklaşımının dayandığı temel varsayımlara meydan okuyor. Birincisi, Çin, liberal demokrasinin modernleşme için vazgeçilmez bir unsur olmadığını iddia ediyor. İkincisi, Batı'nın "güçsüzlüğünün" ekonomik küreselleşmeye bir tehdit olarak ortaya çıktığını iddia ediyor. Popülizmin ve korumacılığın yükselişi, demokratik sistemin zayıflığının semptomları olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak Çin'in ontolojik anlayışı ve algılayışı son derece farklı. Burada batıcı ontoloji ve epistemolojinin, doğunun ontolojisi ile çarpışması sonucu belirleyecek. Bu sonuç dünya barışına ve düzenine katkı yapar mı yapmaz mı bir başka soru da bu...

Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo