"Günlük Kişisel Gazete"

Blog Yazarı

Hussoloji, 2005 yılından beri blog yazmaktadır.

30.06.2019

Küresel Rekabette İkinci Ateşkes Dönemi: Trump’ın Israrı Jinping’in Sabrı



Clausewitz’in dediği gibi her çağ kendi savaşını yaratıyor. Küresel sistemde yerleşik olan güç, kendisine meydan okuyan bir güce geleneksel yöntemlerle değil zamanımızın “sınırsız” yöntemleri ile cevap vermeye gayret ediyor. Ticaret savaşlarını da bir bakıma bu bağlamda değerlendirmek iddialı bir önerme olmaz sanırım.

Aslında bunu ABD ve Çin arasında devam eden bir “hibrid savaş” olarak tanımlamak mümkün ancak sisteme olan etkisini kavramak için daha geniş açıdan bakan teorik perspektiflere de ihtiyaç olduğu aşikar.

ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Jinping arasında G20 kapsamında Japonya Osaka’da gerçekleşen zirve geçen sene Buenos Aires’te gerçekleşen zirveyi hatırlatıyor. Buenos Aires’te “90 günlük bir ateşkes” kararı alan taraflar bu yıl yapılan zirvede de bir bakıma aynı kararı aldılar. Başlıkta da belirttiğim gibi “ikinci bir ateşkes” dönemi başladı denilebilir.

ABD’nin Çin’e yönelik alerjisi ile ilgili geçmişten birçok örnek verilebilir. Ancak Aralık 2017 yılında yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi somut bulgular arayan araştırmacılar için önemli ipuçları içeriyor. Bu belgede Çin ve Rusya; ABD’ye meydan okuyan “revizyonist güçler” olarak tanımlanıyor. Çin ve Rusya’yı Amerikan değerlerine zıt bir dünya inşa etmekle itham eden belge aynı zamanda Çin’in ABD’yi Hint-Pasifik bölgesinden çıkarmaya çalıştığını iddia ediyor.

Obama döneminde ortaya konulan “pivot-to-asia” tartışmalı bir diplomatik miras olarak her ne kadar bir dengeleme sağlamayı başardıysa da Asya-Pasifik’in temel jeopolitiğini gözden kaçırmış gibi görünüyor.

Trump’ın ortaya koyduğu tutarsız ve sert yaklaşım ise “dengenin” tamamen kaçtığını gösteriyor. Trump’ın Mart 2018’de “ticaret savaşları iyidir” diyerek başlattığı yaklaşım inişli/çıkışlı bir seyir çizerek bugüne kadar geldi. 10 Mayıs 2019 tarihinden sonra ise son derece gerilimi yüksek bir döneme girdi.

Huawei; ABD İçin Ulusal Güvenlik Tehdidi mi?

Osaka’da yapılan Trump ve Xi zirvesinin en önemli sonucu Trump’ın Huawei ile ilgili yaklaşımı oldu. Bir süre önce “ulusal güvenlik tehdidi” olarak görülen ve birçok yaptırıma uğrayan Çin’li dev Telekom şirketi Trump’ın yaptırımların gevşetileceği kararı ile birlikte kısa da olsa bir nefes almış görünüyor. Ancak Huawei hala ABD Ticaret Bakanlığının “listesinde” ve Trump bu konu ile ilgili somut şeyler söylemekten kaçındı. Trump ayrıca "Huawei; birçok ABD teknoloji ürünü için önemli bir müşteri." dedi.

Bu arada Huawei ile ilgili değişen tutumundan dolayı özellikle ABD’li şahinler tarafından Trump’ın yoğun bir eleştiriye tabi tutulduğuna da belirtelim.

Öte yandan ticaret savaşlarının ateşi düşse de devam edeceği görünüyor. Zaten Trump hali hazırda uygulanan tarifelerin devam edeceğini ve müzakerelerin seyrine göre karar verileceğini de eklemiş bulunuyor.

 Bu noktada Trump'ın seçimlere yönelik bir hamle yaptığını da göz ardı etmemek gerek. Bu arada Trump; Çin'in ABD'den muazzam boyutlarda tarım ürünü alacağını açıklarken bunun nasıl gerçekleşeceği konusunda Çin tarafından tatmin edici bir cevap henüz gelmedi.

ABD ve Çin Stratejik Ortak Olur mu?

Çin tarafından devlet destekli şirketler ve Çin pazarının açılması ile ilgili herhangi bir taahhüt ya da bir açıklama yapılmadığı anlaşılıyor. ABD tarafından da bu konular ile ilgili bir açıklama yapılmadı.

Bütün bu haberlerin yanında ABD Senatosu, 2020 yılı için Tayvan'ın savunma yeteneklerini iyileştirmesi ile ilgili 2020 National Defence Authorisation Act (NDAA) isimli yasayı geçirdi.

Ama en ilginci de Trump’un Çin ile ilgili bir soruya “ABD ve Çin stratejik ortak olabilir.” şeklinde cevap vermesi oldu. Son dönemde tüm stratejisini Çin’i çevrelemeye çabalayan ve bunun üzerine ciddi bir diplomatik tahkimat yürüten bir ülkenin Başkanı bu açıklamayı neden yapar sorgulamak gerekiyor. Sadece basit bir pazarlık aracı ya da seçimlere yönelik bir hamle olarak okumak ne kadar sağlıklı bilemiyorum. Fakat burada Trump’ın söylemleri ile ABD Dış Politikasının temel tercihleri arasında “tutarsız” bir salınım olduğunu söylemek mümkün.

Beyaz Saray’da bulunan bazı üst düzey danışmanların Çin ile olan ilişkileri medeniyet çatışmasına benzetmelerinin üzerinden henüz fazla zaman geçmemişken Trump’ın bu “uzlaşmacı tonu” sorgulamaya değer. Yeni Savunma Bakan Vekili Mark Esper bile birkaç gün önce “Çin’in uzun dönemli bir rakip” olduğundan dem vurdu. Trump Çin ile olan ilişkilerin “ticaret anlaşmasının” yapılmasından sonra stratejik ortaklık düzeyine çıkacağını düşünüyorsa o zaman Kuşak ve Yol gibi projeler ile ilgili yaklaşımını da açıklasa daha somut bir yaklaşım olurdu. Tüm ilişki modelini sadece “ticaret anlaşmasına” indirgemesi kafa karıştırıcı.

“Çin Tarafında İhtiyatlı Bir İyimserlik Mevcut”

Çin tarafında ise ticaret savaşlarını gerilimli bir düzeyden normal haline çevirmenin “temkinli sevinci” yaşanıyor. Jinping’in “diyalog her zaman çatışmadan iyidir” şeklindeki açıklaması da bunu teyit ediyor.

Çinli diplomat Wang Xiaolong, Huawei hakkında sorulan bir soruya “Elbette bu sözler yürürlüğe girdiğinde bunu memnuniyetle karşılayacağız” dediğini de aktaralım. Çin tarafında ihtiyatlı bir iyimserlik mevcut.

Trump’ın “acelem yok ama işler iyi görünüyor.” şeklinde attığı tweet aslında uzun soluklu bir ticaret savaşlarının bizi beklediğini gösteriyor.  

Sonuç olarak bu zirveden çıkan kararlar Çin’e verilen bir imtiyaz olarak yorumlanabilirken ABD’nin bunun karşılığında ne kazandığı sorusuna verilecek bir “cevap” en azından şimdilik bulunmuyor.
Paylaş:

0 yorum:

Yorum Gönder

Copyright © Hussoloji | Powered by Blogger Design by ronangelo