“Ankara Gündemi/Türban”

Ankara’nın gündemi son günlerde yine yoğun…Gerçi bu Ankara gazetecilerinin kullandığı deyimleri kullanmayı pek sevmem ama (ankara gündemi gibi) başka da kullanacak terim yok. Şimdi Ankara değil de Sakarya Gündemi yoğun desem o da olmaz… Türkiye denince akla Ankara geliyor… Gerçi şehrin büyük bölümünü de İstanbul’a taşıyolar ama konumuz o değil…
Türban meselesi Türkiye Gündemini esir almış durumda, hangi gazeteyi, radyoyu, televizyonu hatta hangi blogu açsanız bir “türban meselesi” yazısı ya da söyleşisi bulabilirsiniz. Konu o kadar yoğun tartışılıyor ki hatta sırf bu sebepten çözüm bulunamıyor. Kim demiş Türkiye’de tartışma kültürü yoktur diye, bal gibi de var ve yoğun şekilde varolmaya devam ediyor. Ama sorunumuz şu ki yapılan tartışmaların sonuç alması için yıllarca devam etmesi gerekiyor…
Türban konusunda geçen sefer yazdığım şeyleri bir daha yazmanın bir anlamı yok çünkü bu ülkede hoşgörü ve anlayış farkı olduktan sonra ve kutuplaşma huyumuzdan kurtulmadıkça bu soruna bir çözüm bulamayız. Eğer çözüm “türban yasağı” diyorsanız o noktadan sonra zaten tartışmanın ve konuşmanın da bir anlamı kalmıyor. Sorun “ikna odaları” kurularak değil farklı şekilde çözülmeli. Mesela eğitimciler Türban takan öğrencilerin bu davranışlarının kökenini araştırmalı, hani ülke Malezya olacak diyorlar ya , işte bu noktaya kadar gelen süreci bilimsel şekilde açıklamalılar…
Ne yani birisi eline sihirli değneği alıp da bu insanları türbana sokmadı heralde. O zaman toplumsal dinamikleri ve en önemlisi toplumsal değişimi hesap edemeyen ve önlem alamayan bir eğitimciler (ya da elit kesim diyelim artık her neyse) topluluğu var… Problemin anayasal değişiklik tabanında çözülmesi işi daha da karıştırdı çünkü sorun çözülemedi. YÖK Kanunundaki ilgili madde değişmediği için sorun daha da karmaşık hale geldi… Şimdi işin içinden nasıl çıkılacak merak konusu oldu. Sanırım Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasayı veto etmesi gibi bir olasılık olayı daha da farklı noktalara taşıyacaktır.
Sonuç itibari ile Türban Meselesi kronik ve çözülmesi zor bir meseledir. En zorlu yanı da meselenin rejim sorunu haline getirilme girişimleridir. Bir de yasayı çıkarmak isteyen taraftaki bazı milletvekillerinin ilginç çıkışları durumu daha da karmaşık hale sokmaktadır. Bu noktadan sonra yapılacak yorumların ne bir yararı ne de zararı vardır. Aklıma şöyle bir söz geldi. “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok” isimli kitabında Osman Paşa şöyle demişti : “Düşünmek için zaman yoktur, zaman sadece karar vermek için vardır…”
Bu konu belki hemen karar verilmesi gereken bir konu değil ancak sürüncemede kaldıkça da ülkenin siyasal haritası giderek kırılmaya başlayacaktır. Bu da ülkenin geleceği için zararlı sonuçlar doğurabilir…
Etiketler: ankara, demokrasi, medya, politika, siyaset, turban



Mart 2nd, 2008 at 18:31
22.09.2007
İran’a doğru gidiyoruz, biz Türk’üz Iranı dahi geçeriz.
“…Hükümeti darıltmayalım. İngilizleri kızdırmayalım diye saman altından su yürütmeyelim, sükûnetle çalışalım, kimseye meydan okumayalım!…
Böyle demek istiyorlar!… Hâlbuki ben, canım kadar sevdiğim askerlikten niçin çıkarak, milletin arasına girdim…
Saman altıymış, suymuş filan bilmem! Gizli çalışmayı anlamam, milletimle beraber serbestçe çalışırım. Şu daralacak, bu kısalacak, dersek davamız hallolunmaz.”
Mustafa Kemal
Aynen atam. Seninle aynı fikirdeyim. İnan bir yığın zırva ile uğraşıyoruz. Yok türbanmış, yok kılık kıyafet serbestisiymiş, Üniversiteymiş. Ya aklım almıyor inan, beynim durdu sanki. Atam çok merak ediyorum bu konularda sen ne düşünürdün acaba?
1. Eğitim, genelde Meslek Lisesi özelde İmam Hatip Lisesi
Öncelikle Lise ve Meslek Lisesi arasındaki temel farklara değinmek gerektiğine inanıyorum. Meslek Lisesi adı üzerinde bir Meslek ve onunla ilgili konularda eğitim verir. Tüm eğitim bir gün edinilecek Meslek üzerinedir. Lise öncelikle dil başta olmak üzere daha genel ama daha derin, kapsamlı bilgilere yer vermekle birlikte dersleri farklıdır. Bir yerde genel kültür ağırlıklıdır. Dolayısıyla Meslek Lisesinden mevzun olan bir insan ancak bir Fakültede eğitimine devam edebilir. Çünkü almış olduğu eğitim Üniversite kapsamında kesinlikle yetersiz kalacaktır. Bunu anlamak bu kadar mı zor? Ha, biz Türk’üz. Biz yapabiliriz demeyin. Çünkü ne çekiyorsak bir işi doğru dürüst yapmamamızdan, kural, kaide tanımamamızdan çekiyoruz.
2. Fakülte, Üniversite ve Kamuda dini simgeler
İnsanoğlu oldum olası bir şeye inanma ihtiyacı duymuştur çünkü inanç, güven getirir. Güven ise insanlar arasındaki ilişkilerin temelidir. İş, eş, aile, toplumsal yaşam her şey güven olgusu etrafında şekillenir. Böyledir, böylede sürecektir.
Dinde insana güven verir. Ama Din öyle bir şeydir ki insan ve Allah arasında çok özel bir ilişkidir. Tabiri caiz ise eşler arasındaki genel ve özel ilişkiye benzer. İnsan nasıl eşi ile arasındaki ilişkiyi dışa vurmaz ise işte Allah ile o insan arasındaki ilişkiyi de öyle dışa vurmamalı. Yakışık almaz. İbadet özelde ve gizli yapılır. İşin kuralı budur. Her dinde olduğu gibi bazı özel durumlarda topluca ibadet edilir, dışa vurum olur. Ama istisnalar kaideyi bozmaz. Aile ve çevre görgüsü insanı yoğurur, biçimlendirir. Ama her şeyin bir usulü, kuralı vardır. Musikiden, ibadete, doğa kanunlarından, trafiğe, politikaya. Bu kurallara uymadığınız takdirde en iyi ihtimalle yalnızca tepki görürsünüz. Kısacası bazı şeylerin birey çapında dışa vurumu olmaz, olmamalı.
Küçük bir örnek vermek istiyorum. Bavyera, Almanya’nın eyaletlerindendir. Muhafazakâr ve gerçekten koyu dindar insanlardır. Ara sıra şu polemik gündeme oturur. Okullara dolayısıyla sınıflara haç asılmalımı asılmamalımı diye. Devleti oluşturan en küçük öğe insandır. Her insan istisnasız sadece Hıristiyan, Müslüman mıdır? Yahudi midir?
Değildir!
Ateist olabilir, başka bir dine mensup olabilir. Devletin görevi, devleti oluşturan her insana aynı mesafede uzak, uzak olduğu kadar da yakın olmaktır. Devlet soyut bir kavram değildir! Devlet nefes alan, ilerleyen, gerileyen, düşen, kalkan, kısacası yaşayan bir varlıktır. Devlet özellikle inanç kavramına uzak durmak zorundadır. Bu zorunluluk yukarda belirtmiş olduğum görevinden kaynaklanır. Onun için kamuda dini simgelere yer verilmesine müsaade edemez.
3. Dokunulmazlık
Benim bildiğim milletvekili dokunulmazlığı milletvekilinin görevinden dolayı, yani milleti temsil ederken sarf ettiği sözlerden, düşüncelerinden, ya da eylemlerinden ötürü kanuni bir işleme tabii tutulmaması için hayata geçirilmiştir. Bu geleneğin batı demokrasilerinde yaklaşık 150 – 200 senelik bir mazisi vardır. Aslında parlamentonun işlevini eksiksiz yerine getirebilmesi için düşünülmüştür. Türkiye’de Milletvekili dokunulmazlığı ne durumdadır, bu tartışma konusu olmalımıdır bilemiyorum.
Haberlere konu olan Milletvekili dokunulmazlığı / dokunulmazlıkları genelde düşünce fiilinden çok başka yönlere doğru yol alır. Ve bu durum çok rahatsız edicidir. Milletvekili adı üzerinde Milleti temsil eder, onun için çalışır çabalar. Kendisi için değil! Şayet kendisi için çalışan Milletvekili varsa, bu insanlar yukarıda belirtmiş olduğum temsil görevleri dışında suç işledikleri takdirde dokunulmazlık zırhına bürünememelidirler. Milletvekili dokunulmazlığının yani sıra Başbakan ve diplomatik dokunulmazlıklar vardır ama bu konuya başka bir zaman değineceğim.
Keşke hayata olsaydın da sana düşündüklerini sorabilseydim. Ama sen hayata olsaydın bu konular, konu dahi olmazdı.
“Bir millet, bir memleket için kurtuluş ve selamet istiyorsak, bunu yalnız bir şahıstan hiçbir zaman istememelidir. Bir milletin muvaffakiyeti, milletin bütün kuvvetlerinin, bir istikamette birleşmesi, teşekkül etmesiyle mümkündür.”
Mustafa Kemal
http://www.gurbuz.net