Hakkımda...

2005 yılından beri çeşitli platformlarda yazıyorum. Blog hayatın saldırılarına karşı bir savunmadır şiarından yola çıkarak bugüne kadar geldik. Alternatif köşe yazarı konseptini devam ettirmekle beraber bundan sonra yeni blog yazarı arkadaşlar da özgün blog yazılarıyla burada olacaklar...

Bana göre blog?...

Yüzlerce yıl önce doğrudan demokrasinin yaşandığı sitelerde insanların meydanlarda yaptığını bizler şimdi sanal alemde gerçekleştiriyoruz. Belki fikirlerimiz ve yazılarımız siyasi sürece büyük bir etkide bulunmuyor ancak süregelen konularda görüşlerimizi belirtmemiz demokrasinin olgunlaşmasına hizmet edecektir…

CHP ve Sosyal Demokrasi

“CHP 32. Olağan Kurultayı’nda Antalya Milletvekili Deniz Baykal, 1021 delegenin oyuyla yeniden Genel Başkan seçildi.” Sanırım bu haber medyada kanıksanmış bir gerçek haline dönüştü. Öyle ki her dönem yaşanan bir deja-vu halini aldı.

1992 yılından beri 10. kez yeniden Başkan seçilen Deniz Baykal partisinin tepesindeki yerini daha da sağlamlaştırdı. Oysa istatistiklere bakıldığında Baykal ile siyasi arenada yer alan CHP girdiği bütün seçimlerden yenik ayrıldı. Bunda bir çok faktörün etkisi var.

Bir dönem önemli oy oranlarına ulaşan bir SHP (Sosyal Halkçı Parti), CHP içerisinde adeta eritildi. Buradaki konsept değişikliği sosyal demokrasinin Türkiye’deki değişim ve dönüşümü açısından da bir kırılma noktası oldu ve yerel yönetimlerin çoğunu SHP’ye kazandıran o taban yer değiştirdi.

Bu yer değiştirme sonucunda karşımıza kan kaybeden bir CHP ve eriyen bir sol kanat çıktı. CHP için ne kadar SOL! Diyebiliriz bilmiyorum. Bu tarihsel bir konu ve son dönem CHP’yi Türkiye’de sol hareketin içinde göstermek çok yerinde olmayacaktır diye düşünüyorum. Hasan Bülent Kahraman, yazısında “CHP, tarihsel ve Fransız Devrimi’nin getirdiği kavramları ve modernleşme sürecini Türkiye’de kurumsal hale sokmuş bir parti olarak tarihsel anlamda soldur.” diye not düşmüş…

Konu açılmışken parti içi demokrasi ve liderlik sultasından da bahsetmek gerekiyor. Türkiye’de 12 Eylülden sonra maalesef bütün partilerde bir parti içi liderlik sultası oluştu. Zaten o dönemden sonra ülke ve halk olarak muhalefet lafına bir gıcığımız var. Parti içi muhalefete kimsenin tahammülü yok. Yanlış anlaşılmasın bu durum sadece CHP için değil şu andaki iktidar partisi AKP için de geçerlidir. Öncelikle parti içi muhalefet yapılarının oluşması lazım. Mehmet Barlas geçenlerde yazdığı bir yazıda Deniz Baykal’ın “tüzük-şef” olduğundan bahsetti. Yanlış hatırlamıyorsam 250 imzayı toplayamayan aday olamıyor. Başarılı olmayan bir siyasi grafiğe rağmen bu kadar yüksek destek almasını neye bağlamalıyız bilmiyorum. Partinin yönetim mekanizmasına son derece iyi hükmeden bir yapısının olduğu kesin…

Oysa anadoludaki halk ve sosyal demokrasiye bir dönem oy veren insanlar farklı bir CHP görmek istiyorlar. Bugünkü durum bir alternatif siyasi model olmaktan uzaktır. CHP popüler siyasi arenanın kavramları arasında sıkışmış ve tabanına karşı çözüm üretememektedir. Bakalım bundan sonrası neler gösterecek….


Etiketler: , , , , , , , ,

Bunu Okuyan Bunları da Okudu

Leave a Reply

Sponsor

Ad Spot Ad Spot Ad Spot

MailEkle

    Mail Adresinizi Ekleyin:

    Yazılar mail adresine gelsin...

BlogYazarlarımız

SonYorumlar

EtiketBulutu

PopülerYazılar

BlogLinkleri

RastgeleYazılar