Hakkımda...

2005 yılından beri çeşitli platformlarda yazıyorum. Blog hayatın saldırılarına karşı bir savunmadır şiarından yola çıkarak bugüne kadar geldik. Alternatif köşe yazarı konseptini devam ettirmekle beraber bundan sonra yeni blog yazarı arkadaşlar da özgün blog yazılarıyla burada olacaklar...

Bana göre blog?...

Yüzlerce yıl önce doğrudan demokrasinin yaşandığı sitelerde insanların meydanlarda yaptığını bizler şimdi sanal alemde gerçekleştiriyoruz. Belki fikirlerimiz ve yazılarımız siyasi sürece büyük bir etkide bulunmuyor ancak süregelen konularda görüşlerimizi belirtmemiz demokrasinin olgunlaşmasına hizmet edecektir…

Derbinin Ardından!

Bildiğiniz gibi geçen hafta sonu Türkiye’nin dopdolu gündemine bir de Galatasaray-Fenerbahçe maçı sıkıştı ve haddinden fazla ses getirdi. Aslında maçla ilgili yazılarıma bir süre ara vermiştim ve fakat bu maçın medya atmosferinde çok tartışılması bu tartışmanın blogosferde de yeniden ele alınması gerekliliğini hissettirdi bana…

Öncelikle iki takımın da yoğun maç trafiği nedeniyle son derece yorgun oldukları göze çarpıyordu. İki takımın da klübede 2. takımları olmasına rağmen maalesef Türkiye’de bu hesap tutmuyor. 2. ya da 3. takım olayı tamamen kurmaca, takımınızın birbirini tanıması ve uzun süredir yanyana oynaması gerekiyor. Yoksa yenilgi kaçınılmaz. Leverkusen ve Kasımpaşa maçlarında yenilen bir Galatasaray’dan, taraftarı dahil kimse bir şey beklemiyordu. Bunu maçtan önce bir çok Galatasaraylı şifaen de açıkladı. “Ya umudumuz yok ama derbi maçı işte” denilerek gidildi maça yani eğer bir yenilgi gelirse kılıf hazırdı ve suçlu da belli idi : “Kalli”… Nasıl olsa Leverkusen ve Kasımpaşa maçlarında dökülen bir takımın Fenerbahçe’ye karşı kaybetmesi son derece doğaldı… Şimdi klasik taraftar savunma mekanizmasını bırakıp maça ve günün adamı olan Cüneyt Çakır’a geçelim isterseniz…

Maç başladığında iki takım da maçı kazanmak için çabalıyordu ve doğal olarak bir gerginlik vardı sahada…Ancak bu gerginliği daha da büyüten bir de hakem vardı! Şimdi hakemin verdiği kararların bir çoğu doğru! Ben burada basit şekilde “hakem yüzünden kaybettik” savunması yapmayacağım. Ancak şurada belirtmek lazım ki verdiği o haklı kartların maç atmosferini de kendisi yarattı. Lugano’nun ilk sarı kartı ve Gökhan Gönül’ün ikinci sarı kartı bana göre zorlama yorumlarla verilen kartlardı…

Aynı maç Fenerbahçe Stadında olsa ve top toplayıcı çocuk da topu atmasına rağmen örnek veriyorum Hasan Şaş topu almasa ve eğilse… Sizce bu çok garip bir durum mu? Bence son derece doğal ve zaman geçirmeye dönük bir hareket. Bunu abartırsanız sarı kartı yersiniz ancak Hakemin kolundaki saat te süs değil sanırım… Eklersin kaybolan süreyi olur biter…Bu durumu hemen bir gurur meselesi yapıp kart veriyorsan o zaman aynı zaman geçirme hareketini yapan Alex de kart görmeli ve oyundan çıkarken dakikalar geçiren oyuncular da kart görmeli!

Bir hakemin kararlarında tutarlılık kaybolmuşsa orada problem var demektir. Verdiği kararlar tıpatıp pozisyonlarda birbirini tutmuyorsa problem daha da büyür ve bir maç böylece güme gider… Fenerbahçe’nin uzun süredir Türkiye kupasını kazanamaması haliyle bizleri üzdü. Ben bu maça Fenerbahçe’nin daha çok asılacağını umut etmiştim fakat önümüzde son dönem tarihimizin en önemli maçlarından birisi var. Sevilla’yı yendiğimiz takdirde tarihimizde ilk defa Şampiyonlar Liginde Çeyrek Final oynayacağız… Bu bizim için çok çok daha önemli! Tabi bu arada Ankaragücü maçını da unutmayalım ve Bursa maçında takımın düştüğü hataya bir daha düşmeyelim…


Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bunu Okuyan Bunları da Okudu

Leave a Reply

Sponsor

Ad Spot Ad Spot Ad Spot

MailEkle

    Mail Adresinizi Ekleyin:

    Yazılar mail adresine gelsin...

BlogYazarlarımız

SonYorumlar

EtiketBulutu

PopülerYazılar

BlogLinkleri

RastgeleYazılar