Hakkımda...

2005 yılından beri çeşitli platformlarda yazıyorum. Blog hayatın saldırılarına karşı bir savunmadır şiarından yola çıkarak bugüne kadar geldik. Alternatif köşe yazarı konseptini devam ettirmekle beraber bundan sonra yeni blog yazarı arkadaşlar da özgün blog yazılarıyla burada olacaklar...

Bana göre blog?...

Yüzlerce yıl önce doğrudan demokrasinin yaşandığı sitelerde insanların meydanlarda yaptığını bizler şimdi sanal alemde gerçekleştiriyoruz. Belki fikirlerimiz ve yazılarımız siyasi sürece büyük bir etkide bulunmuyor ancak süregelen konularda görüşlerimizi belirtmemiz demokrasinin olgunlaşmasına hizmet edecektir…

Ekmek,Şarap ve Su

“Yüce İsa! Suyu şaraba çevirirdi , Peder.” Geçenlerde kanalın birinde izlediğim filmden bir söz yukardaki. Adamın biri , rahibin birine söyledi bu sözü. Su şaraba çevirilebilir mi bilemem ama günümüzde kanın petrole ve dolara nasıl çevrileceğini önümüzdeki bir-iki ay içinde görebiliriz. Savaş, savaş, savaş… Peki nedir bu Allahın belası kavram… Savaşsız bir dünya olabilir mi? Tüm dünya aslında büyük ölçüde tek tanrılı dinlerin yarattığı kültür ortamı içinde ilerlemekte. Yaratılan bu kültür ve ahlaki değerlerin ise savaşmayı veya vahşeti teşvik eden bir yapısı olduğunu düşünmüyorum. Peki o zaman savaşma dürtüsü nerden kaynaklanıyor? Düşünün ki dünyadaki devletlerin yasaları bile kavga ve çatışmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

Yasalarımız ve geleneklerimiz bize bir şey öğretti: Günlük yaşamda ortaya çıkan şiddet eğilimleri suçtur. Peki bizler için geçerli olan bu kavram neden devletler arasında geçerli değil? ‘Yasal olarak silahlandırılmışlar’ devlet adına politikanın devamını yürütmeye ve anlaşmaya çalışıyorlar. Clausewitz , Ünlü Savaş Üstüne adlı kitabında şöyle tanımlıyor savaşı: “Politikanın Uzantısı”. Atlantayı yakan ve güney eyaletlerinin büyük bir kızmını alevler içinde bırakan General William Tecumseh Sherman en az Clausewitz’in tanımı kadar ünlü olan sözleriyle açıklamış düşüncelerini zamanında: “savaşmaktan bıkıp usandım , savaşın şanı şerefi boş laftır aslında savaş cehennemdir”. Şimdi bir tarafta teorik bir takım düşünceler , diğer yanda duygusal gibi duran ama aslında savaş realitesini içinde barındıran bir ruh hali var. Aynen bugün olduğu gibi . Bir yanda savaşı destekleyen rasyonel , büyük düşünürlerimiz… Diğer tarafta da savaşa hayır diyen ve büyüklerimiz! Tarafından duygusal ve çözüm üretmeyen laf salatası yapan barışseverler olarak yaftalanan çok sayıda insan var. Benim anlayamadığım nokta burada ortaya çıkıyor. Savaşın gerekliliğinden her konuşmasında bahseden bu adamlar hangi gerçeklikten dem vuruyor. Yani adam çıkıyo televizyona ve gazetedeki köşesine “savaş gerekli , yanlış yaptık , tezkereyi geçirmeliydik” falan filan. Ulan sayın köşebaşları!… hep olan durumları tasvir etmekten bıkmadınız mı? “o dedi bu dedi şu kodu”. Sizler şu anda içinde bulunduğumuz durumu sadece tasvir ediyosunuz. Yani “şu var , şu da var= o zaman böyle olmalı”. Bu mu gerçekçilik? Bu mu olaylara doğru bakmak? Bi de bize “Siz çözüm üretmiyorsunuz” diye göt patlatıyolar. “Barışa bir şans verin” demek bence dünyanın en güzel çözüm önerilerinden biri. Düşünsenize bu sayede belki tam 500.000 Iraklı çocuk ölmeyecek. Tabi burada bunları yazmanın aslında bir anlamı yok. Belli ki Amerika Büyük Devletleri bu “politikanın uzantısı savaş” olayını çok ciddiye almış ve önüne gelene saldırıyor. Ve bu saldırılarının meşruluğu konusundaki en büyük rehberleri muhafazakarlık oluyor. Bush’un dilinde İncilden sözler var hep. Adam ciddi şekilde Haçlı seferi olayıyla motivasyon da yapmış. Eee! Artık Bush’u tutabilecek tek bir kişi var. O da Hz. İsa. Hz. İsa suyu nasıl şaraba çevirdiyse , Irak’a düşen bombaları da ekmeğe dönüştürebilir.(Filmdeki sözün mantığıyla hareketten böyle diyorum tabi , Irak’ın üstüne yağan bombalar binlerce kişinin canını aldığı zaman bu sözün ve bundan önceki söz!lerin bir anlamı kalmayacak.) Son olarak bir askerin , Napoleon dönemindeki Boradino çarpışması sonrası yaptığı şu tesbiti aktarayım. Eugene Labaume savaş alanındaki siperlerin içini şöyle anlatır: “Yaralıların hepsi içgüdüsel bir biçimde , korunmak için oraya doluşmuş , birbirlerinin üstüne yığılmışlardı… Kendi kanları içinde yüzüyor gibiydiler ; bazıları yoldan geçenlere seslenip acılarına son vermeleri için yalvarıyordu”. İŞTE SAVAŞ BU.


Etiketler: , , , ,

Bunu Okuyan Bunları da Okudu

Leave a Reply

Sponsor

Ad Spot Ad Spot Ad Spot

MailEkle

    Mail Adresinizi Ekleyin:

    Yazılar mail adresine gelsin...

BlogYazarlarımız

SonYorumlar

EtiketBulutu

PopülerYazılar

BlogLinkleri

RastgeleYazılar