Hakkımda...

2005 yılından beri çeşitli platformlarda yazıyorum. Blog hayatın saldırılarına karşı bir savunmadır şiarından yola çıkarak bugüne kadar geldik. Alternatif köşe yazarı konseptini devam ettirmekle beraber bundan sonra yeni blog yazarı arkadaşlar da özgün blog yazılarıyla burada olacaklar...

Bana göre blog?...

Yüzlerce yıl önce doğrudan demokrasinin yaşandığı sitelerde insanların meydanlarda yaptığını bizler şimdi sanal alemde gerçekleştiriyoruz. Belki fikirlerimiz ve yazılarımız siyasi sürece büyük bir etkide bulunmuyor ancak süregelen konularda görüşlerimizi belirtmemiz demokrasinin olgunlaşmasına hizmet edecektir…

Gerilim ve Demokrasi

Ülke olarak gerilimden beslenen bir yapımız var. Oluşan suni gündemler, yaratılan tehlikeler ve daha birçok anlaşılmaz yapı ve organizasyon ile devam eden hayatımızda şu günlerde yoğun olarak tartışılan bir konu da zorla mesele haline getirilen Türban problemi…

Tabi herşey sadece bununla bitmiyor Türban tartışmaları ile başlayan ve süregelen bir TSK-CHP çekişmesi, Üniversitelerin türban tartışması konusunda ikiye bölünmesi ve medya aracılığı ile durmadan açıklama yapılması gibi haberler de son günlerde ekranlardan inmiyor…

Bu ne yaman çelişkidir ki bir çok sorunu dağ gibi büyüyen Türkiye bu sorunlarla uğraşacağına , türbanın fiyonkla mı takılması yoksa iğne ile mi tutturulması konusunu tartışmakta… Bütün sorunlarımız bitti ve bu kaldı demek ki. Ben bu konuda herhangi bir taraf tutma gereği duymuyorum zaten ülke olarak başımıza ne geldiyse bu taraftarlık meselesi yüzünden geldi ya!

Bir kimlik edinmelisin mutlaka…Ya Fenerbahçelisin ya da Galatasaraylı! Bayanlar açısından da Ya türbanlısın ya da türban takmayan! Hayatımıza zorla dayatılan kimliklerle mi yaşamak zorundayız. Herkesin modern yaşam içerisinde kendisine belirlediği bazı kimlikler ve mekanlar olacaktır. Bunu seçme serbestisi kendisine aittir…

Demokrasi öyle bir rejimdir ki kendisine ters gelen söylemlere de içerisinde yer verir. Bu olmazsa demokrasinin anlamı olmaz zaten. Empati ve hoşgörü denilen kavramlar ne yazık ki ülkemizde yerleşmemiş durumda. Birbirimizi anlama konusunda sınıfta kalıyoruz. Şu anda ki durumun tam tersini düşünelim…Herkes türbanlı olsa mesela bu sefer de türban açmak isteyenlere karşı aynı şekilde direniş olur muydu? Burası Türkiye ise olurdu! Maalesef sorun Türban meselesinde değil anlayıştadır. Bizler birbirimizi anlamak istemiyoruz ve toplumsal rekabetleri özgürlükler paralelinde değerlendirerek birbirimize karşı kullanıyoruz. Sonuçta da böyle sonu belli olan tartışmalar çıkıyor ortaya…

Bu noktada ortaya çıkan TSK-CHP çekişmesini de anlamış değilim. Türk Silahlı Kuvvetleri konumu gereği siyaset üretme mekanizması değildir ve siyasi birimleri ilgilendiren konularda da çıkıp basına açıklama yapmaz. CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL bunu herkesten iyi biliyor olması lazım. Buna rağmen Genelkurmay Başkanı Yaşar BÜYÜKANIT basına “söylenecek sözlerin malumun ilamı” olacağını belirtmiş ve bence son derece açık konuşmuştur.

Türban meselesi bir özgürlük meselesi midir? Üniversiteler için evet öyledir diyebiliriz. Ancak bu sorunun anayasal değişiklik ile çözülmesi yerine bir takım yönetmelikler ile değiştirilmesi daha uygun olabilirdi. Meselenin bir rejim meselesi haline getirilmesi ise dış basında bizi zor durumda bırakmakta. Yani insanlar “türban”ın nasıl olup rejim meselesi haline geldiğini anlayamamaktalar. Bu sorunu çözebiliriz… En azından dağ gibi bekleyen sorunları ve meseleleri tartışmak için çözmek zorundayız…


Etiketler: , ,

Bunu Okuyan Bunları da Okudu

2 Responses to “Gerilim ve Demokrasi”

  1. hakan yenilmez Says:

    Bana göre İran’dan farkımız yok özgürlükler konusunda, İran başıaçılara izin vermiyor;bu ülkede ise başıörtülülere izin verilmiyor. Eğer demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde yaşıyorsak temel hak ve özgürlükler kapsamında olan eğitim hakkına da gereken önem verilmeli bence. zaten ülkemizde herkes kendi işini yapsa sorun çıkmaz

  2. önder gürbüz Says:

    19.03.2007

    Ben demokrat değilim!

    Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam.

    Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:

    — Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…
    — Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…
    — Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…
    — Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…
    AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.

    Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…
    Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.
    Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…

    *

    RTE, devlet böyle yönetilemez!
    Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez!
    Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor.

    RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:
    Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.
    - Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!!
    - “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…
    - Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?
    - Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?
    - AB üyeliği!?
    - Borsa, balon…
    Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.

    Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI. Sözüm ona istikrar adı altında, ekonomi hesaplayabildiği bir siyasi çizgiden dolayı menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Küçük esnaf can çekişiyor. Gençlere istikbal nerede??? İş, aş, nitelikli bir eğitim ile uluslararası rekabet imkânı nerede? Milletin orasıyla burasıyla uğraşacağınıza gençlere bir gelecek verin! Yalnızca Allah rızkını da veriri ile olmuyor!

    Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.

    Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???

    Ne değişti?

    Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri.

    Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayretindedir.

    Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiçbir şekilde demokrasi ile bağdaşmayan bir tutumdur. Bu davranış biçiminden hemen vazgeçilmelidir. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum “laikler demokrasiyi engelliyorlar” oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır!

    Siz olsanız nasıl yorumlardınız:

    RTE, AK Parti Çanakkale İl Teşkilatı tarafından Kolin Otel’de düzenlenen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada, ”İşte bu toprakları vatan yapmak için şehit oldular. Kolay değil, hep konuşulur; olur mu olmaz mı… Olur kardeşim olur, ‘İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.’ Seyit Onbaşı’yı Seyit Onbaşı yapan odur. O mermiyi ona kaldırma gücü veren odur. Hadi inkar etsinler bunu. Herhalde buna da ‘laikliğe aykırıdır’ demezler. Her 18 Mart’ta buraya geldiğimizde Seyyit Onbaşı’nın o mermiyi namluya yerleştirişini işliyoruz. Onunla hep beraber komuta kademesinden ta eratına kadar kendimize yeni bir güç devşiriyoruz. Bu bizim doğal hakkımız. Bunu kimse bir yerlere çekmemeli, çekemez.”

    Seyit Onbaşı > iman gücü nasıl bir ilişkilendirme bu? Ne alaka?

    Kaldırmaya gücü yetmeyen imansız mı? İnsanların imanlı olup olmadığı AKP tarafından mı belirleniyor? Rabim seni, beni, bizleri bilmiyor mu, bir aracıya ihtiyacı mı var?

    RTE, siz ve partiniz artık ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin bir nevi gözetim altındasınız! Çünkü alakası olmasa da sizler, evirip çevirip olayları din ekseninde yorumluyorsunuz. Eskisi gibi gizli saklı konuşamıyorsunuz!!!!!!!!!!!

    Zihniyet aynı, söylem aynı. Sizler ne demokrasiyi, ne hukuku nede laikliği içinize sindirememişsiniz. Eğer sindirmiş olsaydınız son günlerde yaşadıklarımıza şahit olmazdık. Önemli olan sizin gibi düşünenlerin bunu sindirip, sindiremediği değil. Hayal ettiğiniz “İslam Cumhuriyeti” hedefine ulaşma uğrunda verdiğiniz zarardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi ve yasal bir partisi gibi bu cumhuriyetin kazanımlarını, içersinde yaşayan insanların menfaatlerini gözetmediğiniz aşikârdır. Vahim olan, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinizdir.

    Önder Gürbüz
    http://www.gurbuz.net

Leave a Reply

Sponsor

Ad Spot Ad Spot Ad Spot

MailEkle

    Mail Adresinizi Ekleyin:

    Yazılar mail adresine gelsin...

BlogYazarlarımız

SonYorumlar

EtiketBulutu

PopülerYazılar

BlogLinkleri

RastgeleYazılar