Çin'in dış politikası belirli ilkelerden taviz vermeyen bir karaktere sahip. Bunların arasında en önemli olanı da "diğer ülkelerin iç işlerine karışmama" ilkesi. Çin, Ortadoğu'da da ülkelerin içişlerine karışmayan ve bölgesel güvenlik sorunlarından kaçınan bir yaklaşımı tercih ediyor.

Aynı zamanda İran, Suudi Arabistan ve İsrail gibi birbirleri ile sorunlar yaşayan ülkeler ile diplomatik ve ticari ilişkiler kurabiliyor. 

Hatta bu ilişkilerin zaman zaman askeri boyutları olduğunu da görüyoruz.

Çin, 2019 yılında İran ile beraber Umman Körfezinde Rusya'nın da katıldığı çok taraflı tatbikatlar yaparken öte yandan Suudi Arabistan ile "SİHA üretecek bir fabrika" için söz kesebiliyor. İsrail ile de her ne kadar ABD söz konusu ilişkileri ciddi anlamda baskılasa da çeşitli düzeylerde askeri ilişkilere sahip.

Peki Çin bunu nasıl yapıyor? Birçok ülkenin ideolojik ve politik saiklerden dolayı girmekte zorlandığı Ortadoğu'ya nasıl oluyor da güçlü bir şekilde nüfuz edebiliyor.

Konu ile ilgili dün 5.Ortadoğu'da Siyaset ve Toplum Kongresinin 'İran ve Uluslararası Siyaset' başlıklı oturumunda "Zorunlu Ortaklık Temkinli Dostluk: Çin’in Dış Politikasında İran" başlıklı bir tebliğ sundum. Orada da vurguladığım gibi Çin bu yaklaşımı "herkes ile dost ancak hiç kimse ile müttefik" şiarından hareketle yapıyor. (Sunumu izlemek için bkz.)

Öte yandan söz konusu ilişkilerde ilginç bir denge de var. 

Örneğin genel algı Çin ve İran'ın son derece köklü ve yoğun ilişkilere sahip olduğu yönünde. Ancak gerçekler böyle değil. Çin'in hem doğrudan yatırımları hem de ticaret hacmi açısından bakıldığında Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerle İran'a göre daha yoğun bir ilişkisi var.

Trump yönetiminin nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesinin ardından ekonomik ve sosyal açıdan büyük sorunlar yaşayan İran'ın Çin ile ilişkileri o günden bu yana azalmaya devam ediyor. Çin'in en çok petrol ithal ettiği ülke sıralamasında Suudi Arabistan zirveye çıkarken, geçen temmuz ayında İran'dan alınan petrolün "sıfıra" düşmesi dikkat çekiyor.

Buna karşılık özellikle geçen Haziran ayında sosyal medyada dolaşıma sokulan bir belge Çin ve İran arasında 400 milyar dolarlık bir anlaşmanın yapıldığını vurguluyordu. Oysa söz konusu belge iki devlet tarafından da henüz resmen kabul edilmiş değil.

Aslında söz konusu belge 2016 yılında Çin devlet başkanı Xi Jinpin'in İran'ı ziyareti sırasında imzalanan Kapsamlı Ortaklık Anlaşması ile aynı. Bu dönemde yeniden sirküle edilmesinin nedeni İran'ın ekonomik ve sosyal açıdan çok sıkışmış olduğunu ve Çin ile yeni ve daha yoğun bir ekonomik modeli arzuladığını gösteriyor.

Sosyal medyada dolaşıma sokulan belge ile ilgili spekülatif bazı yorumlarda Çin'in İran'a 5000 güvenlik görevlisi göndereceği, Chabar şehrinde bir dinleme üssü kuracağı vs. gibi iddialar ise ne kabul edilmiş ne de kanıtlanmış durumda. 

Zaten basına sızdırılan belgede de bu iddialar bulunmuyor. Ancak iki tarafın yine de kapsamlı bir ortaklık üzerinde müzakere ettiğini söylemek mümkün. Fakat basına yansıyan kısmı konusunda aynı şeyi söylemek çok zor.

Bütün bunları bir kenara bırakırsak Çin-İran ilişkilerinin önümüzdeki dönemde yine de derinleşebileceğini söylemek mümkün. Elimizde her ne kadar yeterli veri bulunmasa da İran'da önümüzdeki dönemde daha muhafazakar ve devrim muhafızları ile ilintili bir kanadın öne çıkacağı ve bu kanadın da Çin ile yakın ilişkiler geliştirebileceği ileri sürülebilir. 

Uluslararası sistem tarafından çevrelenmiş ve sıkışmış İran rejiminin uluslararası sistemin belirsizliğe giderek daha fazla saplandığı şu günlerde fazla da bir opsiyonu bulunmuyor. 

Çin ise küresel ölçekte Rusya ile yoğun ilişkiler geliştirmeye devam ederken aynı zamanda Kuşak ve Yol açısından bir düğüm özelliği gösteren İran'ı kaybetmek istemiyor. Eldeki bulgular verimli görünmese de Çin liderliğinin İran ile ilgili "kararlı ve tutarlı" bir söylemi mevcut. 

ABD'de Biden'ın seçimleri kazanması ve 2015 yılında yoğun müzakereler sonrasında imzalanan JCPOA'nın (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) yeniden gündeme gelmesi söz konusu olursa İran'ın bu fırsatı değerlendireceği görülüyor.

Ancak Biden yönetimi anlaşmayı 2015 yılında olduğu gibi kabul eder mi sorusunun cevabı zor. 

Biden yönetimi muhtemelen anlaşmayı İran'ı biraz daha zorlayacak şekilde yeniden revize edecek ve bu sefer söz konusu pazarlıkta Çin-İran ilişkilerinin de olması sürpriz olmayacaktır.